Ana içeriğe geç
Sait Temel
Sait TemelKöşe Yazarı

Bilinmeyen dil

Geçen hafta cuma namazı için mahallemizdeki bir camiye gitmiştim.

Bilinmeyen dil

Geçen hafta cuma namazı için mahallemizdeki bir camiye gitmiştim. Cami kapısında karşılaştığım imamın yüzünde bir hüzün vardı. Başını sağa sola sallıyor, kendi kendine bir şeyler mırıldanıyordu. Hâlini merak ederek sordum: “Hayırdır hocam, seni üzen bir şey mi var?”

Derin bir ah çekti. Ardından, “Kardeşim,” dedi, “birileri, iki haftadır hutbeyi bilinmeyen bir dilde okuduğum gerekçesiyle beni Müftülüğe şikâyet etmiş.”

Bir an duraksadım. Bu yıl Batman’da benzer olaylara üçüncü kez tanık oluyordum. Onun için konuyu bugünkü köşeme taşıdım.

Mecliste bu tür olaylara sık sık rastlıyoruz. Siyasi tartışmaların bir parçası olarak görüyor, “Bunlar siyasetin dili,” deyip geçiyoruz. Ancak aynı anlayış toplumun sıradan insanları arasında yaygınlaşırsa o zaman karşımızda münferit bir olay değil, toplumsal bir zihniyet sorunu var demektir.

Bir dil neden rahatsızlık verir?

Benzer olaylar Hicaz’da da yaşanıyor. Kendi aralarında Kürtçe konuşan insanlara tepki gösterenler oluyor. Üstelik bunu yapanlar, ibadetlerini yerine getirmek için kutsal topraklara gitmiş insanlar. Cuma namazında olduğu gibi.

1992 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı yayınları arasında yayımlanan bir kitapta, Kürtlerin Hz. Âdem’in soyundan gelmediği, şeytanın soyundan geldiği yönünde ifadeler bulunduğu ileri sürülüyordu. Böyle bir iddia, yalnızca bir topluluğu aşağılamakla kalmaz; insanın yaratılışına ve eşitliğine ilişkin temel inançlarla da çelişir. Böylesine ağır bir iddia karşısında sessiz kalınması ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.

Öte yandan, bazı siyasi çevrelerin de bu ayrımcı anlayışı besleyen tutumlar sergilediğini görüyoruz. Örneğin Muğla’da DEM Parti’nin açıklama yaptığı alanın sirkeyle yıkandığına ilişkin olay, bu bakımdan dikkat çekicidir. Bir alanın, orada Kürt kimliğiyle siyaset yapan insanlar bulunduğu için kirlenmiş!.

Elbette bu tür olayları yapanların devlet tarafından kendilerine verilmiş bir görevle hareket ettiklerini söyleyemeyiz. Burada asıl üzerinde durulması gereken, insanların zihnine yerleşen önyargı ve bağnazlıktır.

Söz konusu camide bulunan cemaatin ezici çoğunluğu Kürtlerden oluşuyorsa, imamın birkaç kelime Kürtçe okuması neden şikâyet konusu yapılır. Böyle bir olay karşısında Diyanet camiasının etkili ve ilkeli bir tepki göstermesi gerekmez miydi? Minberlerden halka sık sık şu mesaj verilmiyor mu?

“Haksızlığa karşı susmak, dilsiz şeytan olmaktır.”

Öyleyse bu sözler yalnızca başkalarına öğüt vermek için mi söyleniyor? yoksa inancımızın gereği olarak kime yapılırsa yapılsın haksızlığın karşısında mı duracağız?

Kavganın çıkmaması elbette önemlidir. Fakat huzuru korumak adına haksızlığı görmezden gelmek, adaleti sağlamak anlamına gelmez.

Unutmayalım ki ayrımcılık, yalnızca onu yapanların sorunu değildir. Haksızlığı görüp de susanların sessizliği de o anlayışın güçlenmesine zemin hazırlar.

Bir insanın konuştuğu dil size yabancı gelebilir. Ancak o dil, onu konuşan insan için bir kimlik, bir hafıza ve bir aidiyet meselesidir. Bir dili küçümsemek, çoğu zaman o dili konuşan insanı da küçümsemeye dönüşür.

Birbirimizin dilini anlamakta zorlanabiliriz. Fakat birbirimizin insanlığını anlamak için aynı dili konuşmak zorunda değiliz.

Şu açıktır kişi önce insan olacak.

 

Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın