Toplumsal bir cinnetin, değerler erozyonunun ve ahlaki çöküşün tam ortasındayız. Bir zamanlar "komşusu açken tok yatan bizden değildir" hassasiyetiyle yoğrulmuş bu topraklarda, bugün gözümüzün önünde cereyan eden manzarayı başka türlü tarif etmek imkânsız. Tepeden tırnağa çalmanın, çırpmanın, yolsuzluğun ve haksız kazancın bu derece kanıksandığı, adeta sirayet ettiği başka bir dönem yaşanmış mıdır? Yediden yetmişe, büyüğünden küçüğüne helal-haram çizgisinin bu kadar silikleştiği bir toplumsal hafıza kaybına ne zaman uğradık?
Nasıl oldu da bu hale geldik?
Gözümüzün içine bakarak yetkiyi elinde tutanlar, makam koltuklarını işgal edenler, milletin tüyü bitmemiş yetim hakkını, alın terini ve kamu imkânlarını hoyratça yağmalarken bu cesareti nereden alıyor? Kendilerine emanet edilen makamları, topluma hizmet aracı yapmak yerine birer ganimet kapısı olarak gören zihniyet; ülkenin geleceğini, adalet duygusunu ve gençlerin umudunu gözünü kırpmadan kemiriyor. Makam mevki sahibi olmak, sorumluluk ve yük taşımak demekken; günümüzde soygunu meşrulaştırmanın ve ayrıcalık devşirmenin kestirme yolu haline geldi.
En acı ve en can yakıcı çelişki ise bu tablonun "inanç" iddialarıyla yan yana gelmesidir. Kutsal değerleri dillerinden düşürmeyenlerin, inandıklarını iddia ettikleri dinin en temel ilkelerine bu kadar fütursuzca ters düşebilmesi nasıl bir vicdan tutulmasıdır? Kul hakkının, Yaratıcı tarafından dahi affedilmediği açıkça buyrulmuş bir inancın mensupları; kul hakkı yemede, kamu malına el uzatmada nasıl bu kadar rahat, bu kadar pişkin ve bu kadar pervasız olabiliyor? Dindarlığı yalnızca biçimsel ritüellerden ibaret sayıp, iş ahlaka, dürüstlüğe ve kul hakkına geldiğinde kör ve sağır kesilmek; inancın özüne yapılmış en büyük kötülüktür.
Herkesin tek bir gayesi kalmış gibi: Ne pahasına olursa olsun, helal-haram demeden hırslanmak, kısa yoldan zengin olmak ve birbirini aldatmak. Toplumun her kesiminde dürüstlük bir "safdillik", kul hakkına girmemek bir "beceriksizlik" gibi algılanır hale getirildi. Birbirini kandırmayı "kurnazlık", devleti soymayı "fırsatçılık" olarak gören bu zihniyet, toplumsal dokumuzu içten içe çürütüyor.
Gittiğimiz yol, yol değildir. Yolsuzluğu normalleştiren, ahlaki çöküşü sıradanlaştıran ve adaleti raf ömrü tükenmiş bir kavram gibi gören hiçbir toplum ayakta kalamaz. Çürüme en tepeden başlayıp en alt kılcallara kadar yayıldıysa ve kimse bundan utanç duymuyorsa; ne geleceğimizden, ne adaletimizden, ne de huzurumuzdan söz edebiliriz.
Gerçekten de bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete... Ama unutulmamalıdır ki; bu gidişata dur diyecek olan yine vicdanını kaybetmemiş, helal lokmanın şerefini makamın şatafatına değişmeyen insanımızın ferasetidir. Aksi takdirde, bu enkazın altında hep birlikte kalacağız.

Batman da çok ciddi trafik sorunu var.Batman da çok ciddi otopark sorunu var.Batman da çok ciddi altyapı sorunu var.Batman da çok ciddi bozuk yollar ,çukurlaşmış yollar, iyi yapılmamış tümsekler sorunu var.Batmanda çok ciddi hava kirliliği sorunu var.Batmanda çok ciddi yeşil alan eksikliği sorunu var