Batman’da son günlerde memleket meseleleri arasına yeni bir başlık eklendi:
Şemsiye.
Emekliler Lokali’nin çivi çakma töreninde yağmur yağdı. Batman Valisi Ekrem Canalp ise şemsiye kullanmadı.
Sonrası malum.
Bazı ulusal haber sitelerinde mesele büyüdü, başlıklar atıldı:
“Şovcu vali”
İnsan ister istemez soruyor:
Vali şemsiye açsaydı ne olacaktı?
“Yağmurdan korkan vali” mi denilecekti?
Üstelik zamanında başka şehirlerde böyle haberler de çok yapıldı.
“Vatandaş yağmurda bekledi, valiye şemsiye açıldı”
Alta hemen yorumlar döşeniyor:
“Şeker misin, eridin mi?”
Vallahi bu memlekette şemsiyenin de işi zor be kardeşim.
Açılsa suç.
Açılmasa yine suç.
Şemsiye insanı yağmurdan korumaya yetiyor ama yorumlardan koruyamıyor.
Vali de ne yapsın?
Bir yanda yağmur, öbür yanda sosyal medya.
Şemsiye açsa fotoğraf.
Açmasa yine fotoğraf.
Islansa haber.
Islanmasa başka haber.
Oysa bu hikâyede şemsiyeden daha önemli detaylar vardı.
Batman Çevre Gönüllüleri Derneği, yeşil alanlar ve kentin ortak kullanım alanları konusunda itirazlarını dile getirdi.
Tabi hakkaniyetli olmak lazım.
Batman’da son yıllarda yeni parklar, yeşil alanlar ve büyük rekreasyon projeleri hayata geçiriliyor. Mavi-Yeşil Batman projesi bunun en büyük örneklerinden biri. 2 bin 50 dönümlük alanda planlanan proje, ciddi bir yeşil alan yatırımı olarak öne çıkıyor.
Dolayısıyla mesele “Batman’da yeşil alan yapılmıyor” meselesi değil.
Mesele biraz daha ince.
Yeni yeşil alanlar yaparken mevcut alanları nasıl koruyacağız?
Sosyal ihtiyaçlar ile çevre hassasiyetini nasıl aynı yerde buluşturacağız?
Emekliler için sosyal alan yaparken, çocukların oynayacağı ve insanların nefes alacağı alanları da nasıl koruyacağız?
Mesele bu.
Aslında bu konuların ve hassasiyetlerin hiçbiri, birbirinin düşmanı değil.
Hatta aynı masada gayet güzel anlaşabilirler.
Bizim burada ihtiyacımız olan şey biraz da masa.
Vali gelsin.
Belediye gelsin.
Çevreciler gelsin.
Muhtarlar gelsin.
Mimarlar, şehir plancıları, gazeteciler, esnaf ve vatandaşlar gelsin.
Çay da olsun.
Çünkü Batman’da çaysız toplantı, biraz eksik toplantıdır.
Herkes fikrini söylesin.
Kimse de kimsenin şemsiyesine bakmasın.
Kim nasıl yürümüş?
Kim ıslanmış?
Kim kuru kalmış?
Bunları da fazla büyütmeyelim.
Çünkü bir şehrin geleceğini konuşurken, bir fotoğraf karesine takılıp kalmak biraz tuhaf oluyor.
Bugün şemsiyeyi konuşurken, asıl meseleyi dışarıda bırakıyoruz çünkü.
Gazeteciliğin görevi de biraz burada başlıyor zaten.
Fotoğrafta görüneni göstermek kolay.
Asıl marifet, fotoğrafın arkasında ne olduğunu sormakta.
Vali neden şemsiye taşımadı?
Bence bunun cevabı çok basit:
Belki ıslanmayı tercih etti.
Hepsi bu.
Bundan bir devlet meselesi, bir yönetim felsefesi, hatta memleketin kaderini çıkarmaya gerek var mı?
Bence yok.
Ama kentte yeşil alanların, meydanların ve sosyal yaşam alanlarının nasıl şekilleneceğini konuşmak daha önemli.
Çünkü Batman büyüyor.
Nüfus büyüyor.
İhtiyaçlar büyüyor.
Beton da büyüyor.
Yeşil de büyüsün istiyoruz.
İşte asıl tartışma burada.
Bir taraf “daha fazla sosyal alan” diyor.
Diğer taraf “yeşil alanlar korunmalı” diyor.
Bence ikisinin de söylediği şey aslında aynı:
“Bu şehir bizim”
O zaman birbirimize şemsiye tutmayı bırakıp, aynı masada oturalım.
Çünkü yağmur yağar.
Vali de ıslanır.
Gazeteci de.
Vatandaş da…
Sonra yağmur diner.
Şemsiye kurur.
Fotoğraf unutulur.
Ama şehirde yapılan işler yıllarca kalır.
İyi olanı da kalır, yanlış olanı da.
O yüzden bugün kimin ıslandığından çok, yarın nasıl bir Batman’da yaşayacağımızı konuşalım.
Şehir meydanına o masayı kuralım.
Herkes gelsin, fikrini söylesin.
Çaylar içilsin, meseleler konuşulsun.
Gerekirse şemsiyeleri de dışarıda bırakalım.
Çünkü bazı meselelerde ıslanmak sorun değil.
Asıl mesele, yağmur dinerken “keşke” dememek.

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir