Ah Yemen, vah Yemen…
Arabistan’ın beşiği Yemen, Veysel Karânî’nin vatanı Yemen… Ölümün kol gezdiği, açlığın ve kıtlığın pençesinde kıvranan Yemen… Kirli hesapların ve çıkar mücadelelerinin sahnesine dönüşmüş Yemen…
Tarihin beşiği olan Yemen’in adı anıldığında bugün akla ilk gelenler ne yazık ki bunlardır. Arap dünyasında Mekke ve Medine’den sonra adı en çok duyulan ülkelerden biri yine Yemen’dir. Son elli yıldır çektiği veya çektirildiği acılarla anılan bu vatan, yine Yemen’dir.
Yaklaşık 530 bin kilometrekarelik yüzölçümüne ve 35 milyon civarında nüfusa sahip Yemen’de, son elli yıldır yüz binlerce insanın bombalar veya açlık nedeniyle hayatını kaybettiği, milyonlarca insanın ise yerinden ve yurdundan edildiği bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Halkın büyük bir bölümü açlık sınırında yaşam mücadelesi veriyor.
Kimse evinde kendisini güvende hissetmiyor. Kimse yarın ne olacağını, neyle karşılaşacağını bilmiyor. Canı, malı, namusu ve geleceği her an tehdit altında. Bir gün daha yaşayabilmek uğruna insanların çektiği çileyi anlatmak bile başlı başına ağır bir sorumluluk.
Şimdi sorulması gereken soruları sıralayalım:
Bu insanları Şii ve Sünni diye kim ayırdı?
İran’ı Şii mezhebinin koruyucusu konumuna kim getirdi?
Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni Sünni blokun liderleri hâline kim getirdi?
Mezhep adına ölmeyi ve öldürmeyi kimlere, nasıl ve hangi gerekçelerle meşru gösterdiniz?
Siz bu halktan ne istiyorsunuz?
Memleketleriniz var. Dünyanın en geniş topraklarına sahip ülkeler arasındasınız. Kıtaları aşan silahlarınızı kendi topraklarınızda deneyin. Açlık sınırında yaşayan, zaten büyük bir insani dramın içinde bulunan bu masum halktan ne istiyorsunuz?
Yemen sizin silahlarınızın deneme alanınız değildir.
Son dönemde İran destekli Husilerin Suudi Arabistan’a karşı saldırılarını artırdığı görülüyor. Hürmüz Boğazı’na ilişkin gerilimler, Babülmendep çevresindeki gelişmeler ve petrol rafinerileri ile enerji tesislerine yönelik saldırılar, Suudi Arabistan’ı daha da zor bir denklemle karşı karşıya bırakıyor.
Şimdi de dinin istismar edilmesi tehlikesiyle karşı karşıyayız.
“Husiler Mekke’ye saldıracak” söylemi üzerinden Müslüman toplumlarda infial oluşturulmak isteniyor. Kutsal mekânların güvenliği elbette herkes için hassas bir meseledir. Ancak bu hassasiyetin siyasi ve askeri hesapların aracı hâline getirilmesi, bölgedeki gerilimi daha da derinleştirmekten başka bir sonuç doğurmaz.
Bir de İslam İşbirliği Teşkilatı var. Son elli yıldır Yemen’de yaşanan dramı neden gerçek anlamda gündeminin merkezine alamadı? Neden etkili bir arabuluculuk ve barış girişimi ortaya koyamadı? Neden Yemen halkının acılarını sona erdirecek kalıcı bir çözüm konusunda daha güçlü bir irade gösterilemedi?
Şimdi ise “Mekke bizim kırmızı çizgimizdir, buna izin vermeyiz” diyorlar. Biraz aynaya bakarak AB misyonından utanın.
Bir de İsrail faktörü var.
Şu anda İsrail’in bölgedeki gelişmeleri yakından takip ettiği ve Suudi Arabistan’ın İsrail’den yardım talep edip etmeyeceği veya bu konuda ne tür görüşmelerin yürütüldüğü konusunda kamuoyuna yansıyan iddialar bulunuyor.
Sızan bazı bilgilere göre İsrail’in olası desteğinin bir bedeli olacağı ileri sürülüyor. Bu iddiaların doğru olup olmadığını zaman gösterecektir.
Öne sürülen senaryolarda;
Suudi Arabistan’ın İsrail’i tanıması,
Filistin devletine ilişkin taleplerden vazgeçilmesi,
Donald Trump’ın güçlü biçimde desteklediği Abraham Anlaşmaları çerçevesine katılması.
Bu pazarlığın sınırlarını bilmiyoruz. Ama İsrail şu an zaten İran karşısında zor durumdadır.
Bir atasözü vardır:
“Kelin merhemi olsa, önce kendi başına sürer.”

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir