Batman’da bir spor salonunun kadınlara ayrılan gününde, saunada başlayan yangında 3 canımızı toprağa verdik.
Olayın hemen ardından alışık olduğumuz o malum süreç işledi: Yükselen ahlar, vahlar, taziye mesajları, adli ve idari soruşturma açıklamaları...
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından müfettiş görevlendirildiği duyuruldu. Ancak gerçeğin soğuk yüzüyle baş başayız: Soruşturmalar hangi boyuta ulaşırsa ulaşsın, verilecek cezalar ne kadar ağır olursa olsun, kaybolan 3 canı geri getirmeyecek.
Sorulması gereken asıl soru şudur: Bu canlar gitmeden önce bir şeyler yapılamaz mıydı?
İdari araştırmaların, denetimlerin ve teknik incelemelerin yapılması için mutlaka bir facianın yaşanması mı gerekiyordu? Eksiklikler, ihmaller, eğitimsizlikler ve teknik yetersizlikler zamanında tespit edilip bu felaketin önüne geçilemez miydi?
Yangın teçhizatlarının çalışırlığı, personel eğitimi, alarm ve sprinkler sistemlerinin faal olup olmadığı, saunada bir acil durum butonunun varlığı veya mekânda yeterli teknik elemanın bulunup bulunmadığı önceden denetlenemez miydi?
Teknik dünyada cihazların arızalanmasını önleyen kestirimci bakım anlayışı vardır; tıp dünyasında ise hayat kurtaran erken teşhis. Kamu sağlığını ve güvenliğini ilgilendiren tesislerde de tam olarak bu anlayışa ihtiyacımız var: Erken ve Gerçek Denetim.
Masa başında, kâğıt üzerinde atılan formalite imzalarla yapılan denetimler sadece sorumluluk savuşturur, hayat kurtarmaz. Gerçek denetim; sahada, sıfır toleransla ve facia ihtimallerini doğmadan yok etmek amacıyla yapılır.
Bir olay yaşandıktan sonra birilerini cezalandırmak adaletin gereğidir; ancak giden canları geri getirmez. Asıl idari ve vicdani başarı, o cezaları gerektirecek şartların oluşmasına izin vermemektir. Önceden yapılan nitelikli denetim hayat kurtarır. Bir daha benzer acıların yaşanmaması için bürokrasi ve denetim mekanizmaları kâğıt üstünden sahaya inmek zorundadır. Canlar gittikten sonra değil, canlar gitmeden önce...

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir