Ana içeriğe geç
Recep Kavuş
Recep KavuşKöşe Yazarı

Dağlarda keklik sesi, ceylanların olması güzel de…

Dağlarda keklik seslerinin yeniden duyulması, ceylanların özgürce dolaşması elbette güzel.

Dağlarda keklik sesi, ceylanların olması güzel de…

Dağlarda keklik seslerinin yeniden duyulması, ceylanların özgürce dolaşması elbette güzel. Peki, bu canlıları doğaya bırakmak kadar onları yaşatmak için gerekli koşulları oluşturmak da önemli değil mi?

Bir çevreci olarak Batman’ın Hasankeyf ilçesinde doğaya ceylan ve kınalı keklik bırakıldığı haberini okuduğumda sevinmek yerine endişelendim. Kendi kendime, “İnşallah bu canlılara yazık olmaz” dedim.

Çünkü mesele, yetiştirilen hayvanları alıp dağlara bırakmakla bitmiyor. Asıl mesele, onların doğada yaşamlarını sürdürebilecekleri güvenli ortamı sağlayabilmek.

Basına yansıyan haberlere göre, ekosistem dengesini korumak ve biyolojik çeşitliliği artırmak amacıyla Hasankeyf ilçesine bağlı Kumluca köyü kırsalında doğaya ceylan ve kınalı keklik bırakıldı.

Hasankeyf Kaymakamı Serkan Böyük ile Doğa Koruma ve Millî Parklar (DKMP) 15. Bölge Müdürü Selçuk Öcal ve ilgili kurumların ekiplerinin katıldığı çalışma kapsamında, yetiştirilen ceylanlar ve keklikler uygun yaşam alanlarına bırakıldı.

Bu önemli ve sevindirici bir gelişme iyide düşünülmüş.

Elbette bu çalışma iyi niyetli ve önemli bir girişim. Ancak insanın aklına ister istemez bazı sorular geliyor.

Bu ceylanlar ve keklikler doğada nasıl korunacak? Yeterli besin ve su kaynakları var mı? Barınabilecekleri, saklanabilecekleri doğal alanlar ne durumda? En önemlisi, onları avcılardan ve diğer tehditlerden kim, nasıl koruyacak?

Çünkü Doğaya bırakmak yetmez, yaşatmak gerekir!

Avcılık ruhsatı bulunan kişilerin belirli dönemlerde avlanmasına izin veriliyor. Peki, doğaya bırakılan bu canlıların avlanma tehdidiyle karşılaşmayacağının garantisi var mı?

Av sezonu, kaçak avcılık ve yetersiz denetimler, yaban hayatı açısından ciddi riskler oluşturabilir. Doğaya bırakılan canlılar, gerekli koruma tedbirleri alınmadığı takdirde daha yaşam alanlarına alışamadan tehlikelerle karşı karşıya kalabilir.

Yaban hayatını korumak için yalnızca hayvanları doğaya salmak değil, onların güvenliğini sağlayacak sürekli bir denetim mekanizması kurmak da gerekiyor. Kurumların bu konuda ne tür önlemler aldığı, canlıların nasıl izleneceği ve korunacağı kamuoyuyla paylaşılmalı.

Bereketli Mezopotamya coğrafyası, geçmişte çok sayıda canlı türüne ev sahipliği yapıyordu. Dağlarımızda, ovalarımızda, vadilerimizde yaban hayatı için elverişli alanlar vardı. Doğa, canlılara beslenebilecekleri ve barınabilecekleri zenginlikler sunuyordu.

Ancak zamanla insan eliyle bu zenginlikleri kaybettik.

Ormanları ve yeşil örtüyü tahrip ettik, su kaynaklarını kuruttuk, doğal yaşam alanlarını daralttık. Birçok canlı, yaşamını sürdürebileceği koşulları kaybetti. Bazı türler ise yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.

Şimdi, doğada varlığını sürdürmekte zorlanan bazı türleri korumak amacıyla çiftliklerde yetiştirilen ceylan ve keklikleri yeniden dağlara bırakıyoruz.

Peki, onları geçmişteki doğal yaşam koşullarından mahrum bırakan sorunları ortadan kaldırabildik mi?

Eğer doğal yaşam alanlarını koruyamıyor, su kaynaklarını yaşatamıyor ve her türlü avcılığın önüne geçemiyorsak, doğaya bırakılan hayvanların geleceğini nasıl güvence altına alacağız?

Üstelik çiftlik ortamında yetişen hayvanların doğal yaşama uyum sağlaması da kendiliğinden gerçekleşecek bir süreç değil. Beslenme, barınma, çevreye uyum ve insan kaynaklı tehditler konusunda bilimsel bir planlamaya ihtiyaç var.

Bu nedenle Ceylanları ve keklikleri kaderine terk edilmemesi gerekir

Doğaya bırakılan bu canlıların geleceği konusunda karamsar olmak istemem. Umarım hepsi yaşamlarını sağlıklı bir şekilde sürdürür ve bölgemizin yaban hayatına yeniden katkı sunar.

Ancak bunun için önceden hazırlanmış bir planın olması şart.

Doğaya bırakılan hayvanlar düzenli olarak izlenmeli, yaşam alanlarının uygunluğu kontrol edilmeli, su ve besin kaynakları korunmalı, kaçak avcılığa karşı etkili denetimler yapılmalı. Gerektiğinde bilim insanlarının ve yaban hayatı uzmanlarının desteği alınmalı.

Kamuoyu da bu çalışmaların sonuçları hakkında bilgilendirilmeli. Kaç hayvanın doğaya bırakıldığı kadar, kaçının yaşamını sürdürdüğü ve doğal ortama ne ölçüde uyum sağladığı da takip edilmeli.

Çünkü başarı, bir etkinlik düzenleyip hayvanları doğaya bırakmakla ölçülmez. Başarı, onların yıllar sonra da o dağlarda özgürce yaşayabilmesini sağlamaktır.

Dağlarımızda keklik seslerinin duyulması, ceylanların özgürce dolaşması hepimizin özlemi. Fakat bu özlemin gerçeğe dönüşmesi için doğayı yalnızca hayvanların bırakıldığı bir alan olarak değil, bütün canlıların yaşam hakkının bulunduğu ortak bir yuva olarak görmeliyiz.

Unutmayalım; doğaya keklik ve ceylanları bırakmak bir başlangıçtır, asıl sorumluluk onları yaşatabilmektir

 

Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın