<div>Bazen kavuşmalar ayrılıkla başlar!</div> <div>10 Ağustos Perşembe günü telefonum çaldı. Numara yabancıydı. Karşıdan gelen seste…</div> <div>Ben <strong>Hasan Yağcıoğlu</strong> dedi.</div> <div>O an heyecanlandım. Çünkü 30 yıldır görmediğim ve tüm aramalarıma rağmen ulaşamadığım ilkokul öğretmenimin soyadını taşıyordu arayan kişi.</div> <div>Evet dedim, ben <strong>Nurhan Yağcıoğlu’nun</strong> oğluyum dedi.</div> <div>Bir yazınızda (23 Kasım 2014 tarihli) annemden bahsetmişsiniz, okuyunca çok mutlu olduk dedi.</div> <div>Öğretmenime ulaşmanın sevinciyle, onu kaybetmenin korkusunu bir arada yaşadım!</div> <div>Çünkü canım öğretmenim değil oğlu konuşuyordu benle.</div> <div>Öğretmenim nasıl dedim, dün toprağa verdik dedi!</div> <div>Bir anda yıkıldım. Kelimeler düğümlendi boğazımda.</div> <div>Öğretmenim yazımı okudu mu diye sorabildim.</div> <div>Annem vefat edince bir yakınımız bulup getirdi yazıyı.</div> <div>Mezarı başında okuduk yazınızı, eminiz ki bizi duymuş ve çok sevinmiştir, dedi.</div> <div>Nerede defnettiniz dedim. İzmir’de dedi. İzmir’de oturuyoruz…</div> <div>Daha çok üzüldüm. Çünkü çok yaklaşmıştım. Çok az bir vakit ve çok az bir mesafe ile kaybetmiştim öğretmenimi.</div> <div>Geçen hafta İzmir tarafındaydım. Hem orada olmasam ne yazardı ki basar giderdim canım öğretmenime.</div> <div>Ama olmadı, kısmet olmadı!</div> <div>Bana okumayı, konuşmayı, yazmayı ve hayatı öğreten canım öğretmenimin elini öpmeye zaman yetmedi.</div> <div>5 yaşındayken beni almıştı kanatları arasına Nurhan öğretmenim. Normalde bu yaştaki çocuklar okula alınmazdı. Ama babam nüfusunu kullanıp kaydettirmişti.</div> <div>Okul duvarıyla ev duvarı da bir olunca, çok sık kaçardım okuldan.</div> <div>Öğretmenim kara tahta da yazı yazarken, ben dersin ortasında kalkıp evin yolunu tutardım, oda bana ses etmezdi.</div> <div>Bir süre teyzem bana eşlik etti. Gelip benimle derse girdi, aynı sırada oturdu. Ben okula alışana kadar hep bana eşlik etti. Hala ona sınıf arkadaşım derim.</div> <div>Niye anlatıyorum bunları. Biz çocuk değil, bebektik daha. Türkçeyi bile doğru düzgün bilmezdik. Evde ve sokakta Kürtçe konuşurduk. Televizyon da olmayınca, Türkçe ile resmi tanışmamız okulda gerçekleşti.</div> <div>40’a kadar saydığımda Nurhan öğretmenimin bana aferin dediğini hala hatırlıyorum. Ama 40’a kadar saydığım için mi bunu Türkçe yaptığım için mi aferin dedi, hala bilmiyorum…</div> <div>Ah öğretmenim ah siz dünyalar tatlısıydınız.</div> <div>Yaptığınız işin büyüklüğünü sevgiden başka güç kaldıramazdı.</div> <div>50-55 kişilik buz gibi sınıflar, abi ve ablalardan devralınmış yırtık ve eksik kitaplar, emanet kara önlükler, konuştuğunuz dili tam olarak anlayamayan bilgiye aç, size muhtaç çocuklar…</div> <div>Karşıdaysa koca bir yürek.</div> <div>Tüm sıkıntıları gideren, tüm eksikleri bertaraf eden, tüm kusurları örten kocaman bir yürek…</div> <div>Biz yüreğinizi çok sevdik be öğretmenim.</div> <div>Sizi üzmemek için çok çalıştık.</div> <div>Dünyanın hengamesinden kafamızı kaldırdığımızda, sizi, o koca yüreğinizi çok özlediğimizi fark ettik.</div> <div>O özlemle çok aradık ama bir türlü kısmet olmadı işte.</div> <div>Ebediyete intikal ettiğiniz gün yazdığım yazı sizi, siz beni buldunuz ama ben sizi bulamadım öğretmenim.</div> <div>Biz, sizin kadar görevimizi iyi yapamadık.</div> <div>Eksik kaldık, aciz kaldık!</div> <div>Sana borçluyuz be öğretmenim.</div> <div>Nur içinde yat, kalbimiz ve dualarımız seninle…</div> <div>Ellerinizi öpemesekte, o dünyalar güzeli başınızı koyduğunuz toprağa yüz sürmeye geleceğim Allah’ın izniyle.</div> <div>En değerli varlıklarımız olan, anne baba ve öğretmenlerimize hak ettikleri değerin verildiği bir toplum dileğiyle, sağlıklı ve mutlu kalın.</div>