<div>Allah sizi gündemden korusun, diyeceğim ama sizin kendinizi korumaya niyetiniz yok.</div> <div>İşim gereği olmasa tek bir haber okumaya, neler oluyor diye ne televizyona ne de internete bakmaya niyetim yok.</div> <div>Ama maalesef benim öyle bir şansım yok.</div> <div>Yaşıtlarım adına şunu söyleyebilirim ki doğduğumuz günden beri yaşamadığımız politik, siyasal abuk subuk hal kalmadı.</div> <div>Kendi adıma artık neyin doğru, neyin kurgu olduğunu bilmiyorum, artık diyeceğim ama meğerse hiçbir zaman bilmemişim.</div> <div>Eskiden bir bilginin herhangi bir kitap ya da basılı eserde yazılı olması, insanların nezdinde doğru olması için yeterdi, ama şimdi işin rengi çok değişti.</div> <div>Eskiler iddialarını desteklemek için Kürtçe ifade biçimiyle, daha doğrusu Türkçeden bozma Kürtçe ifade biçimiyle, <strong>“kitebe de diniwsıne</strong>” derdi.</div> <div>Bu söz “<strong>kitapta yazıyor</strong>” anlamına gelse de temelde sözü söyleyenin inandığı kutsal kitabında yazdığı anlamında kullanılıyordu.</div> <div>Sözü söyleyen iddiasını kutsal kitaba dayandırdıktan sonra karşı tarafa söyleyecek bir şey kalmıyordu.</div> <div>Çünkü iddia kitapta yer alıyordu ve kitap Allah’ın kelamı kutsal bir kitaptı. Hâşâ o iddiaya karşı gelmek aksini söylemek olmazdı.</div> <div>Bu kimileri için farklı bir kitap olsa da biz Müslümanlar için Kuran-ı Kerimdi. Ve o Kuran okuyup anlamak için değil, öpülüp anla sürülmek, el basmak için hepimizin evlerinde, işlemeli kılıflara konarak, evin en güzel, en temiz duvarına çocukların erişemeyeceği bir yüksekliğe asılırdı.</div> <div>Sonra büyüyüp okula başlayınca, işlemeli kılıfları içinde ya boynumuza asarak ya da başımızın üstünde taşıyarak camilerin yolunu tuttuk.</div> <div>Arapça okumaya başladık.</div> <div>Ne dediğini bilmeden, anlamaya çalışmadan okumaya başladık. İşlemeli kılıfı içinden çıkardık belki ama başımızın üstünden, kalbimizin üstüne indiremedik.</div> <div>Rabbimin kelamını anlamak kaygısına da düşmedik, çünkü birileri bizim için anlıyor ve anladığını bize dayatıyordu.</div> <div>Bu birileri bazen caminin imamı, bazen mahallenin şeyhi oluyordu. Ve biz Kur’ana iman eden Müslümanlar kitabı değil, o hocaların, şeyhlerin anladığını ya da bize anlayın dediğini kutsuyorduk.</div> <div>Onların “<strong>anlamayın, bize inanın</strong>” dediklerini kutsuyor ve aynı kutsal kitabın içinde karşılıklı cepheler açıp savaşıyor, birbirimizi katlediyor aynı Allah’ın rızası ve aynı cennetin sevdasıyla ölüyor, öldürüyorduk.</div> <div><strong>Bugün yaşadığımız coğrafyada, hatta dünyanın bütününde aynı cehaletin, aynı körlüğün kurbanları ve cellâtları olmaya devam ediyoruz. </strong></div> <div>Artık “<strong>kitapta yazıyor</strong>” diyen ve iddiasına bizi teslim alan yaşlılarımız yok belki ama kitap gibi liderlerimiz ve politik etiketlerimiz var.</div> <div>Herkes liderine ve partisine inanıyor. Herkes çıkarına iman ediyor.</div> <div>Düşmanlığına, nefretine ve cinayetine, liderinin hınçla sıktığı dişlerini ve sıkılmış yumruklarından uzatılmış parmağını delil gösteriyor.</div> <div>Kalplerimizin üstünde taşımasak da artık duvarlarımızda ne işlemeli kılıflar ne de o kılıflarda sığındığımız kitaplarımız yok.</div> <div>Belki de çivi çakmaya kıyamadığımız içindir dünya malına.</div> <div>Oysa beynimize çakılan çivilerin haddi hesabı yok. Kalplerimize giydirdiğimiz amblem ve sembollerin haddi hesabı yok.</div> <div>Haddi yok bizi öldürenlerin ve sanmasınlar hesabı olmayacak.</div>