<div><strong>“Bütün kaderler birbirine bağlı, arada yanan ateş hepimizi yakacak, güçlü bir şekilde hayır demediğimizi hatırlayacağız, her şey bittikten sonra.</strong></div> <div><strong>Her şey yıkılmadan, başkaları için harlanan ateş hepimizi yakmadan, umut ve hayat tükenmeden bir kez daha haykırıyoruz: eşitlik, özgürlük, barış.” </strong></div> <div>Yukarıdaki sözleri, Özgürlük İçin Sanat İnisiyatifinin bir afişinden okudum.</div> <div>Son günlerde taraflardan biri sosyal hesaplarından dalgalandırdığı fetiş düzeyinde bayrak görselleri bir diğeri de Rojava’da işlenen cinayetlerin, zulmün ve işkencelerin video ve fotoğraflarıyla herkesi cephesine çağırmaya başladı yine.</div> <div><strong>En acısı da şu ki ne olduğunu bilmiyoruz ve korkuyoruz bilmediğimizin propaganda aracı olmaktan. Rojava’da siviller, kadınlar, çocuklar ölüyor. Bir ya da bin fark eder mi? Kıyası olmaz ölümlerin sayılar üzerinden ama o kadar yalan söylediler ki kime inanacağımızı bilmiyoruz. Hakikati yalanlarına kurban ettiler.</strong></div> <div>Düne kadar Yaser Arafat’ın Kürtler için söylediklerini Filistin’deki soykırıma kör ve sağır olmalarına bahane edenler, bugün neden Rojava’ya tepkisiz kalınıyor diye itiraz ederken bile Filistin’de yaşanan katliama tepki gösterenleri suçluyorlar. </div> <div>Taraflardan ikisi de yaptığı çağrıya cevap vermeyeni hain, paylaşımına katılmayanı düşman ilan etmekte ne kadar rahatlar ve ne kadar hevesliler gömdükleri baltaları yeniden çıkarmaya.</div> <div><strong>Çünkü kimse derine gömecek kadar samimi ve dürüst değildi. Çünkü kimse o baltaları gömdüğü yerleri unutmadı ve herkes tam aksine, baltaları gömdüğü o yeri kaybetmemek için işaret koymuştu ve herkes o yerin haritasını cebinde, kirlenmiş kalplerinin kinlenmiş akıllarının cebinde, hep saklı tuttu hazine haritası gibi. Oysaki hazine gibi sakladıkları barış değil savaştı.</strong></div> <div>Suriye’de yaşananlar açık bir provokasyona işaret ettiği halde, nedendir bu provakasyon üstünden teslim olmaya dünden hazır olduğumuz bu kin bu düşmanlık bu ırkçılık.</div> <div>Size de garip gelmiyor mu bir sembolün temsil ettiğinden daha çok kutsanması? Sınırın bu tarafında yaşayanların, Suriye’de katledilen insanların, kendi vatandaşları arasında milyonlarca akrabaları olduğunu düşünmeden, Rojava’ya düzenlenen operasyona “memnuniyetle karşılandığını” söylemek nasıl bir düşüncesizliktir nasıl bir izansızlıktır.</div> <div><strong>Suriye hükümeti, Kürtlere yeni haklar tanındığını ve bunlar içerisinde Kürtçenin ulusal bir dil olarak kabul edildiğini söylerken, nasıl bir tahammülsüzlüktür ki Bahçeli bu hakkı seçmeli ders sığlığına indirgemeye çalışır. </strong></div> <div><strong>Diğer taraftan yaşanan bayrak provokasyonunu, DEM Parti Eş başkanları ”Nusaybin-Qamişlo sınırında meydana gelen bayrak indirme olayını kesinlikle kabul etmediğimizi ifade etmek isteriz. Türkiye toplumunun ortak değeri ve ülkenin sembolü olan bayrağa saygısızlık yapılması asla kabul edilemez.” Sözleriyle kınadığı halde, Bahçeli neye dayanarak “Grup toplantısını Nusaybin'de yapan DEM Parti'nin ve bu kapsamda konuşma yapan eş başkanların Türk bayrağının indirilmesinden birinci derecede sorumlu oldukları açıktır.” Demesine anlam vermek mümkün değil.</strong></div> <div>Endişem o ki gerek ekonomik gerekse de politik krizlerin çıkmazında oy kaybettiğini düşünen bir iktidar yine milliyetçiliğin o yakıcı rüzgarına teslim olmaz ve yıllardır hasretini çektiğimiz barışı buna kurban etmez.</div> <div>all eyes on rojava ve bayrak storylerinin kapışması arasında kim bilir neyi kaçırıyorlar gözlerimizden? Kim bilir neyi unutturmaya çalışıyorlar?</div> <div><strong>Açlığımızı, açlık sınırının altında asgari ve emekli maaşlarını, hukuksuzluğumuzu, işsizliğimizi ya da enflasyonu, monarşiyi, bağımlılığımızı, faili de kurbanı da çocuk cinayetlerini, kadın cinayetlerini, intiharları... Daha neleri gizleyip, örtüyor, dalgalandırılan bu fetişizm?</strong></div> <div>Yoksa yine umutlandığımız barışı mı?</div> <div> </div> <div> </div>