<div>Yaklaşan Ramazan ayının hepimizin kalbinde uzun zamandır uyutup görmezden geldiğimiz merhamet duygusunu, yardımlaşmayı, kardeşliği, barışı, hoşgörüyü uyandırdığına siz de tanık oluyorsunuz.</div> <div><strong>Tabiri caizse insanlar yardımda bulunacak insan arayışına girdi. Acı olan tarafı da bu aslında, o kadar mı körleştik. Bu kadar mı uzak düştük, daha dün yaşadığımız, içerisinde kıvranıp can çekiştiğimiz yoksulluk ve yoksunluğumuza. Acı bir ironidir yardıma imkanı varken yardım edecek kimseyi bulamamak, oturduğumuz mahallenin dışında aramak, içerisinde yaşadığımız sosyal çevrenin ve ilişkilerin haricinde arayışa düşmek.</strong></div> <div>Bu Halil Cibran’ın Ermiş kitabında “<strong>Uzanıp da almaya çalışıp da alamayan elden çok vermeye uzanıp da veremeyen el acı çekmekte” </strong>dediği halin romantizmi değil. Milletine, şehrine, insanına ve hatta kendine, yabancılaşmanın trajik halidir. Yardıma muhtaç olanı görmezden gelenin, Ramazan ayının duygusal itişi ve sürü güdüsüyle harekete geçmesi ne kadar kendine ait olabilir? Size ait bir eylem değil bu. Mübarek Ramazan ayının eylemidir. Siz o eylemin ancak aracısınız. Bu elbette kıymetlidir ama sizin kıymetiniz değil. İnandığınız dinin, içerisinde yaşadığınız toplum geleneğinin kıymetidir.</div> <div><strong>He bunu yaparken bile, adab ile yapmak gerektiğini hatırlatmalıyım. Yaptığınız üç beş küçük yardımı yaparken dahi o muhtacı incitmemek, kırmamak rencide etmemek için yeterli inceliği nezaketi göz ardı etmemeli, onlara verdiğiniz fitre, zekat, sadaka ve fidyelerinizi lütufmuş gibi görmemeli, kazandıklarınızın onlara, ortaklarınıza düşen kar payı gibi olduğunu düşünmelisiniz.</strong></div> <div> Ramazan ayı ve tutacağınız orucun sizi, kibrinizden arınmanın bir fırsatı olarak değerlendirmeli, kimsesizin derdine sahip çıkmanın sizi yalan, köpük yüceliklerinizden, büyüklenmelerinizden soyunmanıza ve Allaha yaklaşmanıza kendinizi bulmanıza bir fırsat olarak düşünmeli.</div> <div><strong>Yeri gelmişken şunu da söylemek de fayda var. Bütün bir gün aç ve susuz kaldıktan sonra, oturduğunuz iftar sofrasını mütevazı bir ölçekte kurmayı ve israftan kaçınmayı unutmayın. Bütün gün açken ya da aç olduğunuzu sanıyorken, akşam oturacağınız o sofranın envayi çeşit yemekle donatıldığını, bir gün değil beş gün miktarınca mükellef bir sofraya oturacağınızın hayali bile, o gün o açlığınızı tahammül edilesi kılıp sizi doyuracağı için orucunuzu bozar diye düşünürüm.</strong></div> <div>En iyisi sofranız, Ramazan ayının dışında, her gün oturduğunuz sofranın ölçeğinde olsun ve hatta o ölçeğin altına insin ki o sofradan eksiltip paylaşın etrafınızdakilerle.</div> <div>Ve şow yapmayın, verdiğiniz iki kuruş sadakanızı, 10 kuruş gibi sosyal ağlarınızda paylaşmayın, hatta hiç paylaşmayın ki verdiklerinizin gönlü kırılmasın, kalbi incinmesin.</div> <div>Nefsinizi de karnınız gibi aç bırakmak, kibrinizin tahtından inmek, sizi Allaha daha çok yaklaştıracaktır.</div>