Ana içeriğe geç
Ekrem Işık
Ekrem IşıkKöşe Yazarı

Haram ile abad olunmaz…

Eskiler “Haram ile abad olanın ahiri berbad olur” derlerdi.

Haram ile abad olunmaz…

Eskiler “Haram ile abad olanın ahiri berbad olur” derlerdi. Ne kadar da unuttuk bu sözün ağırlığını… Geldiğimiz noktada ne kul hakkının kırıntısı kaldı ne de ahlakın kırıntısı. Her tarafı sarmış bir yozlaşma, ticaretten siyasete, pazardan mutfağa kadar sirayet etmiş gözü dönmüş bir hırs var. Kandırılmamak için her saniye teyakkuzda olmak zorunda kaldığımız, güvenin köküne kibrit suyunun döküldüğü kapkaranlık yıllardan geçiyoruz.

Peki, ne ara bu kadar insanlığımızı ve inancımızı yitirdik?

Gösterişte dindarlık yarışına girenler, pratikte katıksız birer materyaliste dönüştü. Alın secdeye gidiyor ama akıl, terazinin kefesini nasıl hileyle ağır bastıracağında! Ağızlardan din, iman, ümmet kelimeleri eksilmiyor; ancak pazardaki tezgâha, marketteki rafa bakınca şeytanın bile aklına gelmeyecek yöntemler fink atıyor. “Kazanayım da nasıl kazanırsam kazanayım” anlayışı, cemiyeti içten içe kemiren zehirli bir sarmaşık gibi sardı.

Soruyorsunuz adama: “Kahveyi kutusuyla tartıp kutuyu da kahve fiyatına neden satıyorsun?”

Pişkince cevap veriyor: “Bunu alan zaten ona bakmaz!”

Darasını düşmediğin balın, göz göre göre hile kattığın malın hesabını soruyorsunuz; “Balın fiyatı zaten düşük” diye uyduruk bir bahane üretiyor. Behey insafsız, behey gözünü hırs bürümüş adam! Mesele balın fiyatı mı, yoksa senin insanlığının ve ahlakının ucuzluğu mu? İçine ambalajın ağırlığını katıyorsan, bunu açıkça söylemekle mükellef değil misin?

Aynı adam hacca gidiyor, dönüşte yine aynı tezgâhın başına geçip insanları çarpmaya devam ediyor. Siz kimin ümmetisiniz? Hazreti Peygamber (s.a.v.), ıslandığı için ağır çeken buğdayı çuvalın altına saklayan tüccarı görünce *“Müşterinin görmesi için onu üste koyman gerekmez miydi? Bizi aldatan bizden değildir!”* diye haykırmadı mı? Peygamberin bu net ikazı ortadayken, siz hangi yüzle onun adını anıyor, hangi yüzle kendinize Müslüman diyorsunuz?

Tezgâhın önüne en diri, en albenili meyveleri dizip arkadaki çürükleri çaktırmadan poşete dolduranlar… Kimi kandırdığınızı sanıyorsunuz?

Süte su katanlar, yoğurda nişasta ve jelatin basanlar, tereyağına patates ezmesi karıştıranlar, zeytine zehirli kostiği bulaştıranlar, milletin boğazından sheep eti diye eşek ve domuz etini geçiren haramzadeler…

Gözünüzü doyuramadığınız o üç kuruşluk dünya menfaati, sizi ahirette yakacak birer kor ateşe dönüşmeyecek mi sanıyorsunuz?

Nereden nereye geldik…

Bir zamanlar tartının bir kefesine malı koyarken, diğer kefedeki kese kâğıdının ağırlığını bile hak geçer diye hesaptan düşen, ince ruhlu, helal sevdalısı bir medeniyetin torunlarıydık. Şimdi ise parmağını baskülün kenarına bastırıp müşteriyi soyarken yüzü bile kızarmayan bir ahlak kuraklığına saplandık.

Şunu o taşlaşmış kalplerinize kazıyın: *Haram ile abad olunmaz!* Hileyle, hurdayla, kul hakkıyla kurduğunuz o sahte krallıklar, üzerinize yıkılmaya mahkûmdur. Bu dünyada cezasız kalsanız bile, O terazi kurulduğunda, ne o hileli ambalajlarınız ne de pişkince arkasına saklandığınız bahaneleriniz sizi kurtaramayacak.

Terazinin namusunu kirletenler, kul hakkını mideye indirenler bilsin ki; hesabınız çetin, sonunuz berbat olacak!

Rabbim bizleri hak bildiği yoldan ayırmasın, boğazımızdan tek bir haram lokma geçirmesin. Allah sonumuzu hayreylesin…

Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın