Ana içeriğe geç
Sait Temel
Sait TemelKöşe Yazarı

I am a Muslim and a Sunni

Bu cümlenin Türkçesi, “Ben Müslümanım ve Süniyim” demektir.

I am a Muslim and a Sunni

Bu cümlenin Türkçesi, “Ben Müslümanım ve Süniyim” demektir. Evet, bu sözler Taylandlı genç bir Müslümana ait.

Bir yıl önce Tayland’a turist olarak giden bir dostum bana kısa bir video gönderdi. Videoda genç bir Müslüman, bir sandal ile müşterilerini körfezler ve güzel koylarla çevrili denizde gezdiriyordu. Bir eli kürekte, diğer eliyle zafer işareti yaparak “Ben Müslümanım” diyordu. Bu iyi, Ancak hiç kimse kendisine mezhebini sormamışken, bu genç neden ayrıca “Ben Süniyim” deme ihtiyacı duyuyordu?

Asıl üzerinde düşünmek istediğim nokta da budur.

İslam tarihini okuyan veya bu tarihle ilgilenen herkes, İslam’ın yüzyıllar boyunca farklı coğrafyalara nasıl yayıldığını bilir. Hicaz’da doğan İslam dini, zaman içerisinde kuzeye, batıya ve doğuya doğru genişlemiş; bu yayılmada farklı dönemlerde farklı siyasi, askerî, ticari ve kültürel etkenler rol oynamıştır.

İslam’ın ulaştığı önemli bölgelerden biri de Hicaz’ın doğusunda, bugün genel olarak Uzak Doğu ve Güneydoğu Asya olarak adlandırılan geniş coğrafyadır.

Bu bölgenin en dikkat çekici özelliği ise İslam’ın burada büyük ölçüde ticaret, kültürel ilişkiler, kişisel örneklik ve tebliğ yoluyla yayılmış olmasıdır.

Bunun en güzel örneklerinden biri Endonezya’dır. Bugün dünyanın en kalabalık Müslüman nüfusuna sahip ülkesi olan Endonezya’da İslam’ın yayılışında bölgeye gelen tüccarların ve tasavvuf ehlinin önemli rol oynadığı bilinmektedir. Ticaret yapan insanların dürüstlüğü, ahlakı ve insanlarla kurduğu ilişkiler, İslam’ın bu topraklarda tanınmasında etkili olmuştur.

Şimdi dönelim o Taylandlı gence, kendisine mezhebi sorulmadığı hâlde neden “Ben Süniyim” deme gereğini duydu? Bu sorunun üzerinde özellikle durmak gerektiğini düşünüyorum.

Uzak Doğu ve Güneydoğu Asya’da Pakistan, Bangladeş, Endonezya ve Malezya gibi önemli Müslüman nüfusa sahip ülkelerin yanında; Hindistan, Myanmar, Tayland ve Filipinler gibi ülkelerde de milyonlarca Müslüman yaşamaktadır. Bu coğrafyada İslam’ın tarihsel gelişiminde Sünni geleneklerin önemli bir ağırlığı olduğu açıktır.

Ancak mesele sadece mezheplerin coğrafi dağılımından ibaret değildir. Beni asıl düşündüren, mezhep kimliğinin bir insanın kendisini tanımlamasında ne kadar erken ve ne kadar güçlü bir biçimde öne çıkmaya başlamasıdır.

Keşke bu soruyu sormak zorunda kalmasaydım. Fakat sormamız gerektiğini düşünüyorum. İslam dünyasının farklı bölgelerinde mezhep farklılıklarının zaman zaman ayrışmalara, tartışmalara ve hatta çatışmalara dönüştüğünü hepimiz biliyoruz. Burada amacım herhangi bir mezhebi suçlamak veya başka bir mezhebi üstün göstermek değildir. Söylemek istediğim, tarihten ders çıkarmamız gerektiğidir.

O hâlde şu soruyu yeniden soralım: “”Taylandlı bu genç, kendisine sorulmadığı hâlde neden “Ben Süniyim” deme ihtiyacı hissetti?””

İslam’ı seven, onun gelişmesini ve insanlara güzellik getirmesini isteyen herkesin bu konuda dikkatli olması gerektiğine inanıyorum.

Tekfirci, dışlayıcı ve kural tanımaz anlayışlara İslam adına alan açmamak gerekir. İslam bu coğrafyalara büyük ölçüde insanların güzel ahlakı, ticareti, hoşgörüsü ve tebliği aracılığıyla ulaştıysa, bugün de aynı güzel yollarla gelişmelidir.

Orta Doğu’da yüzyıllardır yaşanan mezhep tartışmalarını ve acılarını başka coğrafyalara taşımak hiç kimseye fayda sağlamaz.

Üstelik içinde bulunduğumuz çağda hiç kimseye zorla bir inancı veya mezhebi kabul ettiremezsiniz. Zorla kabul ettirseniz bile bunun kalıcı olacağına inanmak mümkün değildir

Uzak Doğu’nun güzel insanları. Sizler İslam dünyasının güzel yüzlerinden birisiniz.

İran’ın öncülüğünü yaptığı Şii anlayış ile Suudi Arabistan’ın tarihsel olarak temsil ettiği Sünni çizginin arasındaki siyasi ve mezhepsel çekişmelerin tarafı olmak zorunda değilsiniz.

Hz. Muhammed ne Sünniydi ne de Şii. O İslam’ın peygamberiydi.

Hoşgörülü olun. Haktan ve hukuktan yana olun. Kimseyle gereksiz yere didişmeyin. Dünyadaki diğer toplumlara güzel bir Müslümanlık örneği gösterin.

Bizde güzel bir atasöz vardır: **“Evinizin emektarı olursanız, başka gönüllerde tatlı olursunuz.”**

İslam’ın güzelliğini kavga ederek değil, yaşayarak gösterin.

Nice güzel günlere, Uzak Doğu’nun güzel insanları…

 

 

Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın