<div>Geçen sen tam da bu dönemlerde “<strong>insan, anız yakan bir hayvandır</strong>” tanımını yazımın başlığı olarak atmıştım.</div> <div>Dün geceden beri ve sabah daha keskin halde yoğunluğunu arttıran anız yangınlarının dumanıyla yaşanmaz bir hale döndü bütün Batman.</div> <div>Sevdiğim bir abim ve de komşum aradı bir diğer arkadaşımızın artık dayanılmaz hale gelen anız yangınlarıyla geçen sene yazdığım yazıya attığım başlığı bir daha yayınlamamı rica etti. Memleketin derdiyle dertlenen o güzel insanları kırmak mümkün değil.</div> <div>Ağız dolusu sinkaflı küfürlerle bütün bir sayfayı bezemek istesem de edebim buna elvermiyor.</div> <div>Her sene bu dönemlerde çiftçilerin ekinlerden kalan kalıntılardan kurtulmak için, zahmetsiz bir yol olarak gördükleri anız yangınları, hepimizin ciğerlerini kapladı nefes alamaz hale getirdi memleketi.</div> <div>Zaten yeşil alan özürlüsü bir memlekette yaşamanın, tozun dumanın içinde büyümenin bütün arızalarını taşıyan Batmanlılar yetmezmiş gibi bir de anız yangınlarının dumanı içinde boğulup duruyor.</div> <div>Sözüm ona daha rahat tarlalarını sürmek için toprağının bütün besin elementlerini anız yangınlarına kurban eden çiftçiler eminim ki o besinlerin toprağın ilk beş santimetresinde saklı olduğunu ve anız yangınlarının o beş santimetredeki besinleri de beraberinde yaktığını biliyorlardır. Ve o besin değerlerinin en az bir yüzyılda tekrar oluşabildiğini de biliyorlardır. O köylüler o çiftçiler buna rağmen niye yapıyorlar diyeceksiniz?</div> <div>Çünkü anızlarla yaktıkları toprağın besin değerlerini suni gübrelerle telafi edebileceklerini öğrenmişler. Ama öğrenemedikleri nedir?</div> <div>O Suni gübrenin hiçbir zaman toprağın doğal besinlerinin yerini tutamayacağı. Ve o suni gübrelerle ektikleri tarlalarında yetiştirdikleri suni gıdalarla yetiştirecekleri çocuklarının kendilerinden de daha hayvan ve geri zekalı bir nesil olarak büyüyeceği.</div> <div>Bilmiyorlar mı her gün o dumanın içinde soluk alamayanların her gün onlara lanet okuyor. Biliyorlar ama buna rağmen yakıyorlar.</div> <div>Yakıyorlar çünkü o köylüler okunana o lanet ve bedduadan da korkmuyorlar. Çünkü o köylüler her ne kadar dindar görünse de Allah’a da inanmıyorlar.</div> <div>Ve biliyorlar o anızlarını yaktıkları topraklarında bulunan solucanlar ve böcekler toprakta açtıkları gözeneklerle toprağın soluk almasını sağlıyorlar ama buna rağmen o solucanlarla birlikte topraklarını da hepimizi boğuyorlar.</div> <div>Çünkü bir yıldan fazla uzun vadeli düşünecek zekâları yok ki onların 100 yıl sonrasını düşünmelerini bekleyelim.</div> <div>Onların için dünya, evlerinden ve bahçelerinden ya da tarlalarından geniş ya da büyük değil ki seni, beni komşusunu düşünüp endişelensin. Vicdanları ceplerinde tembelliklerindedir onların.</div> <div>Şükrü Erbaş’ın “<strong>Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz</strong>” şiirinde sorduğu sorunun cevabıdır yukarıdaki hal.</div> <div>Köylüleri niçin öldürmeliyiz?</div> <div>Çünkü onlar ağırkanlı adamlardır</div> <div>Değişen bir dünyaya karşı</div> <div>Kerpiç duvarlar gibi katı</div> <div>Çakırdikenleri gibi susuz</div> <div>Kayıtsızca direnerek yaşarlar.</div> <div>Aptal, kaba ve kurnazdırlar.</div> <div>İnanarak ve kolayca yalan söylerler.</div> <div>Paraları olsa da</div> <div>Yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır.</div> <div>Her şeyi hafife alır ve herkese söverler.</div> <div>Yağmuru, rüzgarı ve güneşi</div> <div>Bir gün olsun ekinleri akıllarına gelmeden</div> <div>Düşünemezler...</div> <div>Ve birbirlerinin sınırlarını sürerek</div> <div>Topraklarını büyütmeye çalışırlar.</div> <div> </div> <div>Köylüleri niçin öldürmeliyiz?</div> <div>….</div> <div>Dindardırlar ahret korkusu içinde</div> <div>Ama bir kadının topuklarından</div> <div>Memelerini görecek kadar bıçkındırlar</div> <div>Harmanı kaldırdıktan sonra yılda bir kez</div> <div>Şehre giderler!</div> <div> </div> <div>Köylüleri niçin öldürmeliyiz?</div> <div>…</div>