<div>Ne suyun hükmü kaldı ne de sabunun.</div> <div>İnsan kirlenmek ve kirletmekten öte kirin ta kendisi olup çıktı.</div> <div>Suyun da sabunun da hükmü yoksa harcayıp israf etmeye de hacet yok.</div> <div>Kirletmeden kirlenmemek ne kadar güçleşti farkında mısınız?</div> <div>Farkında mısınız ne kadar zorlaştı erdemlerine sarınıp korunabilmek.</div> <div>Sırayı dolduran iğrenç, kanlı ve yalan gündemlere rağmen sıradanlaşmayan birini bulunca insanın dolu dolu merhaba diyerek sarılası geliyor.</div> <div>Bize insan olduğumuzu, erdemlerimizi yalan dolana bulaşmadan sade yalın gerçekliğimizi hatırlatan bir güzel insandan ve onun içinde beni ve sizi bu coğrafyanın tüm insanlarını taşıyan kitabından bahsedeceğim.</div> <div>Henüz farkına vardığım canlı, capcanlı bir başarı öyküsü, sevgili büyüğüm Zeki (Sevim) Abiden ve Kehribar Boncuk adlı o güzel kitabından bahsedeceğim.</div> <div>İçinde her biri gerçek hayattan bir kesit olan yaşanmış on öykü barındıran ve 2015 yılında Cinius Yayınları tarafından basılan “<strong>Kehribar Boncuk</strong>” kitabını maalesef ki yeni okudum. Buna rağmen okumam için bana ulaştıran sevgili dostlara teşekkür ederim.</div> <div>Zeki Abi ekonomik yoksunluktan ötürü okuyamamış eğitimi ilkokula kadar götürebilmiş ve çalışmaya başlamış bir güzel insan.</div> <div>Şimdi 53 yaşında olan Zeki Abi, 9 yaşında sanayide oto tamirciliğine başlamış birçok işte çalışmış ve son olarak sanayide kendine ait yedek oto parçası satan bir işyeri açabilmiş.</div> <div>Dinlemekten, anlamaktan, okumaktan ve yazmaktan vazgeçmemiş.</div> <div>Yaklaşık 30 yıldır kelimelerle boğuşup duran ve kelimelerin kökenini araştırıp duran biri. Çabalamış, tırmalamış, azmetmiş iki öykü kitabı yazmış.</div> <div><strong>İsteyince neler başarabileceğinize dair en güzel örneklerden biri Zeki Abi ve kitabı Kehribar Boncuk. </strong></div> <div>Farkına varamadığımın utancıyla size fark ettirebilmek istediğim bir insan ve bir kitap.</div> <div>İtiraf etmeliyim ki kapak tasarımını beğenmediğim ve bundan hareketle burun kıvırarak okumaya başladığım “<strong>Kehribar Boncuk”</strong> beni şaşırttı, beni önyargımın utancıyla mahcup etti.</div> <div>Bundan da öte bir ilkokul mezunu ve oto tamircisi, nice kallavi kitabı deviren bana ne anlatabilir ki diyenleriniz vardır muhakkak. Ne mi anlatabilir?</div> <div>Arkadaşınız Çoban Hıso’nun yediği sille tokatla, kendini astığı dut ağacının altına götürür, Hıso’nun annesinin acıdan yolduğu saçlarını ve yerde duran tülbendini anlatır.</div> <div>Bir çocuğun iş bulmuş babası için nasıl sevinebileceğini ve çocuklarını ailesini uyuşturucu çıkmazında ihmal eden bir babanın batağını anlatır.</div> <div>Fatım’ın geçmişte yaşanılan bir acının ve ayıbın pişmanlığını her gün beriden dönerken sessiz sedasız tek başına nasıl yaşadığını ve bu coğrafyada Ermenilere yapılan haksızlıkları ve zulümleri anlatabilir.</div> <div><strong>Bir Seyda’nın gömüldüğü kibrinde nasıl küçüldüğünü anlatabilir: Büyük insan diye saydığımız kişi meğerse uzun dilli küçücük bir insanmış.</strong></div> <div>Çöplükte aranan çocukların yoksulluklarıyla nasıl zehirlendiklerini…</div> <div>O çocukların o yoksullukla zehirlense de bir duanın bereketinde erdemleriyle ayakta durabileceklerini…</div> <div>Bazılarımızın acılarından diğer bazılarımızın zenginlik devşirebileceklerini…</div> <div>Etnik ve dinsel farklılıkların yarattığı korkularımızın sebep olduğu kazalar ve o kazaların kurbanı çocukların kayıplığını…</div> <div><strong>Sılayı, gurbetliği ve o acıyla bir martı ötüşünün “defol” diyen bir çığlığa dönebileceğini…</strong></div> <div><strong>Ve bir kehribar boncuğum tüm Mezopotamya’nın kalbini taşıyabileceğini…</strong></div> <div>Hepsini, en çok da size sizi anlatabilir… </div> <div></div>