İlimizde, sokaklarımızın ortasında canice işlenen cinayetlerin ardı arkası kesilmiyor.
Her gün yeni bir felaket haberiyle sarsılıyor, her gün insanlığımızdan bir parça daha kaybediyoruz.
Artık sıradanlaşan şiddet haberleri karşısında sormak zorundayız: Biz nasıl bu hale geldik? Can almanın, bir insanın hayatını karartmanın bu kadar kolaylaşmasının müsebbibi kimdir? Kalbimizdeki merhamet ne zaman çekilip gitti; anlayışı, uzlaşıyı ve Allah korkusunu kim, ne zaman söküp aldı bizden?
Büyük bir vicdan tutulmasıyla karşı karşıyayız.
İnandığımızı iddia ettiğimiz dinin ahlaki ve insani gereklerini terk ettiğimiz için mi buradayız? Yoksa sabah kuşağında reyting uğruna ahlaksızlığı, sadakatsizliği ve çarpık ilişkileri normalleştiren magazin programları mı öğretti gençlere bir anlık öfke ya da bir kızın peşinden gözünü kırpmadan kan dökmeyi?
Sorun sadece sabah programları da değil. Akşam kuşağını parselleyen; kabadayılığı, racon kesmeyi ve illegal hayatı yücelten mafya dizilerinin bu yıkımdaki payı yadsınabilir mi? "Sonunu düşünen kahraman olamaz" gibi sığ slogansı tiratlarla, şiddeti ve cinayeti kahramanlık gibi sunan senaryolar mı açtı bu vahşetin önünü? Ekranlarda çeteleri, fuhşiyatı ve her türlü yozlaşmayı parlatılan sözde "karakterler", bugün sokaklarda çeteleşen, belinde silahla gezmeyi güç sanan bir gençlik yarattı. Media ve kültür endüstrisi, kendi eliyle yetiştirdiği bu karanlığın hesabını ne zaman verecek?
Peki ya adalet mekanizması? Gençleri suça sürükleyen bu ortamda, Türk Ceza Kanunu’nun caydırıcılıktan uzak maddeleri ve cezasızlık algısı ne kadar etkili? Suçlunun elini kolunu sallayarak gezdiği, cezanın ıslah etmediği bir düzende vicdanlar nasıl rahat edebilir? İslam hukukundaki "Kısasta hayat vardır" ilkesinin getirdiği o mutlak caydırıcılık ve adaletin tecellisi bugün yeniden idrak edilmek zorunda değil midir?
Ancak kabul edelim ki mesele sadece kanun maddelerinden ibaret değil. Yalnızca cezaları artırmak da tek başına bu çürümeyi durdurmaya yetmez. Bize topyekün bir zihniyet ve ahlak dönüşümü gerekiyor.
Bu dönüşüm nasıl mı olacak?
Önce ailede başlayacak; evlatlarımıza güç geçirmeyi değil, merhameti öğreteceğiz. Okulda devam edecek; sadece diploma değil, karakter kazandıracağız. Medyada, hukukta ve toplumun her kademesinde ahlaki ilkeleri yeniden inşa edeceğiz.
Soruyoruz: Bu gidişatı gerçekten düşünen, önemseyen, sorgulayan ve derinlemesine analiz eden bir irade var mı? Yoksa herkes kendi konfor alanında bu çöküşü izlemekle mi yetinecek?
Sesimizin ulaştığı her yere bağırıyoruz: Kimse var mı?

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir