Her ne kadar bitmesini istesek de zulüm, dünyanın birçok yerinde hâlâ almış başını gidiyor. Bir zalim devrildiğinde, “Bundan daha kötüsü gelemez.” diyoruz. Lâkin zaman, bizi çoğu kez kendi sözümüzle imtihan ediyor; daha serti daha hoyratı geliyor ve insanlık gördükleri karşısında yeniden hayrete düşüyor.
Zalim varsa mazlum da vardır. Fakat burada gözden kaçırdığımız ince bir hakikat bulunuyor: Mazlum olmak, insanı kendiliğinden erdemli kılmaz.
Bir insan yıllarca baskı altında ezilebilir, aşağılanabilir ve sahip olduğu her şeyden mahrum bırakılabilir. Ancak çektiği acılar, ona tek başına ahlaki bir üstünlük kazandırmaz. Eğer ezilmişlik içsel bir arınmayla terbiye edilmezse, mazlum gücü ele geçirdiğinde kendisine yapılan zulmü başkalarına uygulayabilir. Çünkü zulüm yalnızca bedeni eğmez; zamanla ruhun sûretini de bozar.
Sürekli baskı, insanın içindeki erdemleri aşındırır. Karakteri zedeler, merhameti kurutur ve insanın kendisine olan hürmetini elinden alır. Böylece ortaya “köle ruhu” çıkar. Köle ruhu; güç karşısında küçülen, baskı kalkınca sertleşen, kudrete kavuşunca da şımarıp zalimleşen bir ruh hâlidir.
Dün kamçı altında susan kişi, bugün kamçı eline geçtiğinde başkalarını susturmaya başlayabilir. Zulümden nefret ettiğini zannederken aslında zulme değil, zalimin yerinde kendisinin bulunmamasına öfkelenmiş olabilir. Böylece yarasını iyileştirmek yerine, başkalarını yaralayarak teselli bulmaya çalışır.
Elbette bu sözler, zulmün mesuliyetini mazluma yüklemek değildir. Zulmün günahı zalime aittir. Fakat zulmün, mazlumun ruhunda meydana getirdiği tahribatı görmemek de başka bir yanılgıdır. Çünkü zalim yalnızca insanın hakkını, malını veya hürriyetini elinden almaz; bazen onun içindeki merhameti ve adalet duygusunu da öldürmek ister.
Bu sebeple mazlumun mücadelesi yalnızca karşısındaki zalime karşı değildir. Kendi içinde büyüyen kine, intikama ve hırsa karşı da mücadele etmelidir. İçindeki yangını söndüremezse, ilk fırsatta başkasının evini tutuşturur. Kendi yarasını temizlemezse, o yarayı başkasına açtığı yaranın mazereti hâline getirir.
Mazlumun asıl imtihanı da güce kavuştuğu gün başlar. Ezilirken adalet istemek kolaydır; asıl fazilet, zulmetme imkânı varken adaletli kalabilmektir. Çünkü adalet, yalnızca güçsüzken talep edilen bir hak değil, güç sahibiyken korunması gereken bir mizandır.
Erdemsiz bir mazlum, yarının zalimi olmaya namzettir. Üstelik onun zulmü daha tehlikeli olabilir. Zira yaptığı kötülüklere geçmişte çektiği acıları şahit gösterir; mazlumluğunu, zalimliğinin beraat kâğıdı hâline getirir. Böylece zulüm sona ermez, yalnızca el değiştirir.
Dışımızdaki zalimi yenmek kifayet etmez. Asıl mesele, onun içimizde bıraktığı zalimi de yenebilmektir. Çünkü iç arınma olmadan dışarıda adalet kurulamaz; ruh temizlenmeden iktidar temiz kalamaz.
Rabbim bizleri zalimlerden de mazlumken kalbi kararan, güce kavuşunca zalimleşenlerden de muhafaza eylesin.
Erdemli kalabilmek duasıyla…

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir