Ortadoğu yine kritik bir dönemeçten geçiyor.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın 7 Ağustos'ta Mekke'de imzaladığı Ortak Savunma Anlaşması, yalnızca üç ülkenin imzaladığı sıradan bir savunma anlaşması olarak görülmemelidir. Çünkü anlaşmanın zamanlaması, tarafların gücü ve Ortadoğu'nun içinde bulunduğu savaş ortamı, bu girişime çok daha büyük bir anlam yüklüyor.
Nitekim Batı basınında şimdiden “Sünni NATO” benzetmeleri yapılmaya başlandı. Avrupa medyasında ise anlaşmanın hedefinin İran mı, İsrail mi olduğu tartışılıyor. Reuters'ın değerlendirmelerinde Suudi Arabistan'ın bölgesel tehditlere karşı yeni savunma ittifakları aradığı ve ABD'ye bağımlılığını çeşitlendirmek istediği görülüyor.
İşte tam da burada dikkat edilmesi gereken büyük bir tehlike var. Mekke Paktı, Sünni-Şii ayrışmasının yeni adresi olmamalıdır. Mekke'den yükselen ses mezhep değil, güvenlik olmalıdır
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın bir araya gelmesi önemli bir gelişmedir. Fakat bu birliktelik sadece Sünni ülkelerin bir savunma ittifakı olarak algılanırsa, daha doğduğu gün yanlış bir zemine oturtulmuş olur. Çünkü Ortadoğu'nun en büyük hastalığı zaten mezhep üzerinden üretilen çatışmalardır. İslam dünyası yüzyıllardır aynı tuzağa farklı isimlerle düşüyor: Bir taraf Sünnileri, diğer taraf Şiileri temsil ediyor. Bir ülke diğerinin düşmanı ilan ediliyor.
Sonra dışarıdan silahlar geliyor, vekil güçler oluşturuluyor, medya operasyonları yapılıyor, provokasyonlar düzenleniyor ve Müslümanlar birbirleriyle savaşırken başkaları bölgenin petrolünü, ticaret yollarını, enerji kaynaklarını ve jeopolitik kazanımlarını yönetiyor. Bu nedenle Mekke Paktı'nın geleceğini belirleyecek en önemli mesele, kimin dışarıda bırakıldığı olacaktır.İran dışarıda bırakılırsa eksik kalır…
Bugün İran'ın anlaşmanın doğrudan kendisinden korkmadığını açıklaması önemli bir fırsattır. İran tarafının ilk tepkilerinde anlaşmanın bölgesel güvenlik ve ABD'nin rolünün azalması açısından değerlendirilmesi dikkat çekmektedir. İşte bu noktada Türkiye'nin önünde tarihi bir diplomatik görev bulunmaktadır: Mekke Paktı'nı İran'a karşı bir ittifak olmaktan çıkarıp İran'ı da içine alan bir bölgesel güvenlik mekanizmasına dönüştürmek. İran bu yapının dışında bırakılırsa, dünyanın farklı merkezlerinde bu anlaşmanın “Sünni blok” olduğu propagandası yapılabilir. Bugün İran'ı hedef alan bir ittifak gibi görünen yapı, yarın İran'a karşı kullanılabilir. Daha sonra İran'ın buna cevabı gelir.
Ardından mezhep gerilimi yükselir.
Ve bir bakarsınız ki Mekke'de barış ve güvenlik amacıyla kurulan bir mekanizma, Ortadoğu'nun yeni çatışma hattına dönüşmüş. Buna izin verilmemelidir. Yemen de masanın dışında tutulmamalı
İkinci mesele Yemen'dir.
Bugün Yemen, Ortadoğu'daki gerilimin en hassas noktalarından biridir. Suudi Arabistan'a yönelik tehditler ve Husilerin saldırıları, Mekke Paktı'nın daha ilk günlerinde karşılaşabileceği en önemli sınavlardan biri olarak görülüyor. Reuters da Yemen kaynaklı saldırıların Suudi Arabistan açısından ciddi bir güvenlik sorunu olmaya devam ettiğine dikkat çekiyor.
O halde çözüm Yemen'i yalnızca “tehdit kaynağı” olarak görmek değildir.
Yemen'i de güvenlik mimarisinin parçası yapmaktır.
Yemen'deki bütün tarafların temsil edildiği, ateşkesin güvence altına alındığı, ülkenin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün korunduğu bir mekanizma kurulmalıdır.
Çünkü Yemen dışarıda bırakıldığı sürece Kızıldeniz'in güvenliği de, Suudi Arabistan'ın güvenliği de, Mekke Paktı'nın güvenilirliği de tartışmalı kalacaktır.
Asıl tehlike: Paktın adına saldırı düzenlemek
Bence önümüzdeki dönemin en büyük tehlikelerinden biri de budur.
Mekke Paktı'na taraf ülkeler adına hareket ediyormuş gibi görünen kişi, örgüt veya devlet dışı yapıların gerçekleştireceği saldırılar...
Bir füzenin yanlış yere düşmesi...
Bir sabotaj...
Bir suikast...
Bir gemiye saldırı...
Bir sosyal medya dezenformasyonu...
Bir sahte belge...
Bir ülkenin diğerine saldırmış gibi gösterilmesi...
Bunların her biri Ortadoğu'da büyük bir savaşın fitilini ateşleyebilir.
Bu nedenle anlaşmanın sadece askeri maddeleri değil, provokasyonlara karşı ortak istihbarat ve doğrulama mekanizması da oluşturulmalıdır.
Bir ülke saldırıya uğradığında diğer ülkeler hemen karşılık vermemeli; önce ortak soruşturma yapılmalıdır.
Saldırının kim tarafından yapıldığı kesinleşmeden hiçbir ülke diğerini suçlamamalıdır.
Çünkü Ortadoğu'da en tehlikeli silah bazen füze değil, yanlış bilgidir.
İngiliz, Amerikan ve İsrail aklı meselesi
Burada bir hususu da açıkça söylemek gerekir.
Ortadoğu'daki güç dengelerini kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmek isteyen dış aktörler elbette olacaktır.
ABD, İngiltere ve İsrail'in bölgesel gelişmeleri kendi güvenlik ve stratejik çıkarları açısından değerlendirmesi doğaldır.
Fakat Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın yaptığı anlaşma onların stratejik hesaplarına göre şekillenmemelidir.
Mekke Paktı Washington, Londra veya Tel Aviv'in Ortadoğu tasarımının bir aracı olmamalıdır.
Aynı şekilde Tahran'ın, Riyad'ın veya Ankara'nın tek başına bölgesel hesabının da aracı olmamalıdır.
Bu anlaşmanın sahibi bölge halkları olmalıdır.
Çünkü Ortadoğu'nun güvenliği Ortadoğu'nun dışındaki başkentlerde tasarlanırsa, Ortadoğu'da barış değil nüfuz mücadelesi ortaya çıkar.
“İslam NATO'su” olacaksa NATO'nun hatasını yapmamalı
Batı basınında anlaşmanın “Sünni NATO” şeklinde yorumlanması tesadüf değildir.
Fakat eğer gerçekten yeni bir bölgesel güvenlik örgütü kurulacaksa, bunun NATO'nun basit bir kopyası olması da doğru değildir.
İslam dünyasının ihtiyacı başka ülkelerle savaşacak bir askeri blok değil; savaşı önleyecek bir güvenlik mekanizmasıdır.
Bu mekanizma:
- Türkiye'yi,
- Suudi Arabistan'ı,
- Pakistan'ı,
- İran'ı,
- Yemen'i,
- mümkünse Mısır'ı,
- Körfez ülkelerini
- ve zamanla diğer bölge ülkelerini aynı güvenlik masasının etrafında buluşturabilmelidir.
Nitekim Türkiye Dışişleri Bakanı da Mısır'ın bu yapıya katılabileceğini belirtmiş durumda.
Bu genişleme, anlaşmanın yalnızca üç ülkenin askeri ittifakı olmaktan çıkıp gerçek bir bölgesel güvenlik mimarisine dönüşmesi açısından önemlidir.
Mekke'nin anlamı unutulmamalı
Anlaşmanın herhangi bir yerde değil, Mekke'de imzalanmış olması başlı başına güçlü bir semboldür.
Mekke, Müslümanların ayrıştığı değil buluştuğu yerdir.
Kâbe'nin etrafında Sünni de vardır, Şii de.
Arap da vardır, Türk de vardır, Pakistanlı da vardır, İranlı da vardır.
Dolayısıyla Mekke'de kurulan bir güvenlik anlayışı, mezhep duvarları örmemelidir.
Tam tersine o duvarları yıkmalıdır.
Mekke Paktı'nın gerçek başarısı, kaç ülkenin birbirine karşı savaşacağıyla değil, kaç ülkenin birbirine karşı savaşmasını engelleyeceğiyle ölçülmelidir.
Tarihi fırsat
Bugün Türkiye'nin önünde büyük bir diplomatik fırsat bulunmaktadır.
Ankara, Riyad ve İslamabad'la başlayan bu yapının Tahran'ı dışlamamasını sağlayabilir.
İran'ın masaya gelmesini sağlayabilir.
Yemen'in sorunlarını güvenlik mekanizmasının içine taşıyabilir.
Mısır'ı dahil edebilir.
Körfez ülkelerini aynı çatı altında buluşturabilir.
Ve nihayetinde Ortadoğu'nun kendi güvenliğini kendisinin sağladığı bir sistemin temellerini atabilir.
Bu başarılırsa Mekke Paktı tarihe gerçekten önemli bir anlaşma olarak geçer.
Başarılamazsa?
O zaman Ortadoğu'nun eski senaryosu yeniden sahneye konur:
Önce mezhep ayrılığı derinleştirilir.
Sonra taraflar birbirine düşman edilir.
Ardından bir provokasyon gerçekleştirilir.
Sonra saldırının faili tartışılır.
En sonunda da Müslüman ülkeler birbirleriyle savaşırken başkaları kazanan taraf olur.
Buna izin vermemek gerekir.
Çünkü bugün Ortadoğu'nun ihtiyacı yeni bir savaş ittifakı değil, savaşı imkânsızlaştıracak bir barış ve güvenlik ittifakıdır.
Mekke Paktı bunun başlangıcı olabilir.
Ama bunun için bir şart var:
Mekke Paktı Sünnilerin değil, Müslümanların; İran'a karşı değil, savaşa karşı; bir ülkeye karşı değil, bölgenin parçalanmasına karşı kurulmuş bir güvenlik şemsiyesi olmalıdır.
Ve belki de anlaşmanın en önemli maddesi şu olmalıdır:
“Bu ittifakın hiçbir üyesi, diğer bir İslam ülkesine karşı dış güçlerin yönlendirmesiyle savaşa sürüklenmeyecektir.”
Çünkü Ortadoğu'nun gerçek bağımsızlığı, kendi düşmanını kendisinin seçebilmesinde değil; başkasının seçtiği düşmanla savaşmayı reddedebilmesindedir.

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir