Ana içeriğe geç
Ekrem Işık
Ekrem IşıkKöşe Yazarı

Özbekistan gezi notları - 2

​Semerkand’ın o heybetli, turkuaz kubbeli geniş meydanlarını ve Timurlu ihtişamını geride bırakıp çölün sarı sıcağıyla kucaklaşan yollara düşerken, ruhumuzun…

Özbekistan gezi notları - 2

​Semerkand’ın o heybetli, turkuaz kubbeli geniş meydanlarını ve Timurlu ihtişamını geride bırakıp çölün sarı sıcağıyla kucaklaşan yollara düşerken, ruhumuzun bambaşka bir iklime hazırlandığını hissediyorduk. İlk yazımızda Semerkand’ın mavi rüyasını kaleme almıştık; şimdi ise İpek Yolu’nun kalbinde, adını her fısıldayışta derin bir hürmet uyandıran Kubbet-ül İslam’a, yani kadim Buhara’ya adım atıyoruz. 

​Buhara, bir şehirden çok daha fazlası... Burası, pişmiş toprağın, tuğlanın ve çininin nakış nakış işlendiği; Bahaeddin Nakşibend’lerin, İbn-i Sina’ların ve İmam Buhari’lerin nefesinin hâlâ sokaklarında dolaştığı mistik bir açık hava müzesi.

​Toprağın Göğe Yükselişi: Po-i Kalon Meydanı ve Kalon Minaresi

​Buhara’nın dar, toprak tonlu sokaklarında ilerleyip birden geniş bir meydana çıktığınızda zaman birdenbire durur. Karşınızda beliren Po-i Kalon Meydanı, adeta yüzyılların suskun ama vakur bir şahididir.

​Meydanın tam ortasında göğe doğru nazlı bir minare yükselir: Kalon Minaresi. 1127 yılında Karahanlı Hükümdarı Arslan Han tarafından inşa ettirilen bu devasa yapı, sadece tuğlaların üst üste konulmasıyla değil, sanatkârın ruhunu her katmana üflemesiyle şekillenmiştir. Yaklaşık 48 metre yüksekliğe ulaşan minare, gövdesindeki kuşak kuşak geometrik tuğla motifleriyle toprağı adeta bir dantel gibi işler.

​Öyle bir ihtişamdır ki bu; Cengiz Han’ın Moğol ordularıyla şehre girip her yeri yaktığı, kütüphaneleri ve medreseleri kül ettiği o karanlık günlerde bile bu minarenin önünde durduğu söylenir. Cengiz Han, minarenin tepesine bakarken miğferinin başından düşmesi üzerine eğilip miğferini alırken, "Bu yapının önünde eğildim, öyleyse yıkılmayacak" diyerek minareye dokunmamıştır. O günden beri Kalon, çölün ortasında bir fener gibi tarih bekçiliğini sürdürür.

​Kalon Minaresi’nin hemen yanı başında yükselen Kalon Camii ise heybetli eyvanı ve geniş avlusuyla binlerce müminin aynı anda saf tuttuğu o bereketli günlerin huzurunu fısıldar.Minarenin orta kısımlarına etkileyici olan Yunus -107 ayeti işlenmiş.

Yunus -107: "Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, onu yine O’ndan başka giderecek yoktur. Eğer sana bir hayır dilerse, O’nun keremini geri çevirecek de yoktur. O, hayrını kullarından dilediğine eriştirir. Ve O bağışlayandır, esirgeyendir."

Kalon Minaresi'nin azametli gölgesinde, asırlık taşların üzerinde kadim geçmişi solumak...

​Mavi Çininin Pişmiş Toprakla Dansı: Mir-i Arab Medresesi

​Kalon Camii’nin tam karşısında, aynı avluya bakan bir başka mimari abide durur: Mir-i Arab Medresesi. 16. yüzyılın başlarında inşa edilen bu medrese, Buhara’nın o vakur toprak rengiyle gökyüzünün masmavi tonunu birleştiren büyüleyici bir taç kapıya sahiptir.

​Medresenin geniş iç avlusuna adım attığınızda, dışarıdaki çöl sıcağının yerini serin ve manevi bir sükûnete bıraktığını hissedersiniz. Dört eyvanlı geleneksel mimarinin ortasındaki taş yollarda yürürken, avludaki al kırmızısı çiçeklerin yeşil yapraklarıyla oluşturduğu renk cümbüşü gözlerinizi okşar. Kemerlerin altındaki hücrelerde yüzlerce yıl boyunca talebelerin mantık, fıkıh, astronomi ve tıp dersleri çalıştığını düşünmek; duvardaki çinilere sinmiş o ilim kokusunu içinize çekmek tarif edilemez bir duygudur.

​Mir-i Arab, Sovyetler Birliği’nin çetin ve karanlık yıllarında dahi kapılarını tamamen kapatmayarak Orta Asya’da İslam ilim geleneğini kesintisiz sürdürebilmiş ender medreselerden biri olma şerefini de taşır.

Mir-i Arab Medresesi’nin turkuaz çinilerle bezeli eyvanı ve al kırmızısı çiçeklerle bezenmiş avlusunda unutulmaz bir kare.

​Kubbelerin ve Kerpiç Surların Gölgesinde Mistik Yolculuk

​Buhara, adım attığınız her sokakta sizi geçmişin farklı bir katmanıyla buluşturur. Çarşıların üzerini örten kubbeli çatıların serinliğinde yürürken, yüzyıllardır değişmeyen taş ve kerpiç doku insana fani dünyayı unutturacak bir dinginlik sunar.

​Manevi iklimin en yoğun hissedildiği mekânlarda yürürken, kubbeli yapıların sadeliği ve toprak tonlarının sakinleştirici etkisi ruhunuzu sarar. Burada her taş; İpek Yolu'ndan geçen kervanların, ilim peşinde koşan dervişlerin ve hünerli ustaların fısıltılarını taşır.

​

 Buhara'nın kerpiç ve tuğla mimarisinin sadeliğindeki derinlik; toprağın sanata dönüştüğü mistik köşeler.

Tarihin basamaklarında; mavi çinili kubbelerin ve kadim surların bağrında dostlukla atılan adımlar.

​TAŞIN SÖZÜ, DOSTLUĞUN İZİ

​Buhara’yı özel kılan şey sadece asırlık binaları değil; bu tarihi fonun önünde dostlarla paylaşılan kıymetli anlardır. Kalon Minaresi'nin gölgesinde, Mir-i Arab’ın çiçekli avlusunda ya da mavi çinili yapıların altında geçirdiğimiz her an, tarihin bin yıllık akışı içinde kalbimize kazınan unutulmaz birer hatıra oldu.

​Toprağın tuğlaya, tuğlanın sanata, sanatın ise dostlukla birleşip aşka dönüştüğü Buhara; taşın sadece bir yapı malzemesi değil, yaşayan bir medeniyet dili olduğunu bize bir kez daha hissettirdi.

​İpek Yolu'ndaki yolculuğumuz, çölün rüzgârıyla savrulan yeni duraklarda devam edecek...

 

Okur görüşleri
1 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster1 yorum
Bizim OtomotivCevap verBildir

Güzel üslubunuzla biz de zihnimizde aynı duyguları kolayca canlandırabildik. Yüreğinize sağlık. Teşekkür ederiz.