Ana içeriğe geç
Siracettin Çekin
Siracettin ÇekinKöşe Yazarı

Sen nasılsın?

Uzun zamandır konuşamadığım eski bir dostumdan uzun bir mesaj aldım.

Sen nasılsın?

Uzun zamandır konuşamadığım eski bir dostumdan uzun bir mesaj aldım. Eski günlerden, ortak anılardan, hayatın bizi savurduğu yerlerden, kendi yaşadıklarından ve memleketin içinden geçtiği süreçten söz etmiş. Uzun uzun yazmış, anlatmış, sormuş.

Ama bütün o uzun mesajın içinde belki de en kısa, benim için en anlamlı soruyu sona bırakmış

“Sen nasılsın?”

Aslında bunun yalnızca bir hal hatır sorusu olmadığını biliyorum. Bana, “Bunca yaşananın içinde sen neredesin? Ne düşünüyorsun? Memleketin gidişatından memnun musun?” diye soruyordu.

Cevabım çok açık: Ben iyiyim.

Çünkü bütün bu yaşananların içerisinde geleceğe dair umudumu koruyorum.

Türkiye’nin bugün kendisine çizdiği rotadan da memnunum. Bunu defalarca yazdım, söyledim, her fırsatta anlatmaya çalıştım. Çok uzun yılların, büyük acıların ve ağır bedellerin ardından birlikte yaşama irademizi güçlendirecek bir kapının açılmasını kıymetli buluyorum.

Elbette bu sürecin eksikleri olacaktır. Yanlışları, tartışılacak tarafları, eleştirilecek noktaları da olacaktır. Fakat meseleyi yalnızca günlük siyasetin dar penceresinden okursak, önümüzde duran büyük resmi göremeyiz.

Bugün hepimize düşen görev, devletin en üst makamından sıradan vatandaşına kadar, bu sürecin olumlu sonuçlanması için sorumluluk almaktır.

Çünkü dünya değişiyor.

İnsanlık uzayı, yapay zekâyı, bilimi, teknolojiyi ve geleceğin dünyasını konuşuyor. Biz hâlâ birbirimize kimliklerimiz üzerinden bakıyor, “sen-ben” kavgasını büyütüyorsak, aslında yalnızca birbirimizi değil, kendimizi de küçültüyoruz.

Artık enerjimizi birbirimizle mücadele ederek tüketemeyiz.

Anadolu’nun insanı bunu başarabilecek kadar büyük bir tecrübeye sahip. Artık kimlik siyasetinden insan siyasetine, kavgadan ortak akla, geçmişin yükünden geleceğin imkânlarına doğru yürümek zorundayız.

Bilime, eğitime, adalete, liyakate ve çocuklarımızın geleceğine daha fazla kafa yormalıyız.

Önümüzde yeni bir atmosfer oluşuyorsa, bu kez onu da ıskalamamak bizim sorumluluğumuzdur.

Merhum Akif ne güzel söylemiş:

“Gel yıkalım şu Süleymaniye’yi desen iki kazma, iki kürek, iki de ırgat gerek; hadi gel geri yapalım şunu desen bir Sinan, bir de Süleyman gerek.”

Barış da böyledir.

Yıkmak kolaydır, yapmak zordur.

Bir toplumu birbirine düşürmek, güveni kırmak, yılların birikimini birkaç günde yerle bir etmek mümkündür. Ama yeniden güven inşa etmek; sabır, akıl, cesaret ve büyük bir irade ister.

Bugün içerisinde bulunduğumuz süreç, biraz da böyle bir inşa sürecidir.

Bizden beklenen, yıkmanın kolaylığına değil, yapmanın zorluğuna talip olmaktır.

Herkes bu topraklarda onuruyla yaşamalı. Herkes bu devletin ve bu Cumhuriyet’in sahibi olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilmelidir.

Birini ötekileştireceksek diliyle, diniyle, düşüncesiyle, fikriyle ya da kimliğiyle değil; kötülüğüyle ötekileştirelim.

Kul hakkı yiyeni, hırsızlık yapanı, adaletsizliği büyüteni, liyakatsizliği savunanı eleştirelim. Ama farklılıklarımızı birbirimize düşmanlık sebebi haline getirmeyelim.

Çünkü Türkiye’nin ihtiyacı birbirine benzeyen insanlar topluluğu olmak değildir.

Türkiye’nin ihtiyacı, farklılıklarına rağmen aynı gelecek idealinde birleşebilen büyük bir millet  olmaktır.

Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın