Ana içeriğe geç
Sait Temel
Sait TemelKöşe Yazarı

Tarikatlar ve cemaatler

Sabah yine yabancısı olmadığımız, artık rutin hâle gelen haberlerle uyandık.

Tarikatlar ve cemaatler

Sabah yine yabancısı olmadığımız, artık rutin hâle gelen haberlerle uyandık. Süleymancılara yönelik operasyonun yankıları henüz dinmeden, bu kez Furkan Vakfı da gündeme geldi.

Daha önce FETÖ yapılanmasına karşı gerçekleştirilen operasyonları biliyoruz. Ancak bu kez durum farklı. FETÖ için terör örgütü olma, rejime karşı darbe girişiminde bulunma ve meşru hükümeti devirmeye teşebbüs gibi son derece ağır suçlamalar söz konusuydu. Bugünkü operasyonlarda ise İçişleri Bakanı'nın açıklamalarından, soruşturmaların daha çok mali konular üzerinde yoğunlaştığı anlaşılıyor. Furkan Vakfı konusunda ise gündeme gelen tartışmaların önemli bir bölümünün Alparslan Kuytul'un açıklamaları ve söylemleri üzerinden yürüdüğü görülüyor.

Kişisel olarak, başından beri iyi niyetle faaliyet gösteren hiçbir oluşuma karşı olmadım. Ancak bugün cemaatler açısından dikkat çekici bir durum ortaya çıkıyor: Her cemaatin ayrı camisi, ayrı medresesi, ayrı kursu ve kendi çevresi bulunuyor. Avrupa'da bile bir cemaat mensubunun başka bir cemaatin mescidine gitmediği örneklerle karşılaşıyoruz.

İslam dininin bu şekilde gruplara ve birbirinden kopuk yapılara ayrılmasının doğru olmadığını düşünüyorum. İnsan Müslüman olur; hayırsever, yol gösterici ve topluma faydalı olmaya çalışır. Camiler ve mescitler halkın ortak değerleridir ve her Müslümana açık olmalıdır. Herkes, istediği ibadethaneye gidip ibadetini özgürce yapabilmelidir.

Bir başka mesele de sosyal medyada sıkça karşılaştığımız, Bazı çevrelerde dinî anlatımın hurafelerle iç içe geçtiğini görüyoruz.

Örneğin, son derece lüks bir hayat yaşayan bir kişinin minbere çıkıp Hz. Muhammed'in gecelerce aç kaldığından söz etmesi; villalarda, lüks yataklarda yaşayan insanların Hz. Muhammed'in bir kilim üzerinde yaşadığı sade hayattan bahsetmesi, insanda ister istemez soru işaretleri oluşturuyor. Vatan ve din söylemini öne çıkarırken çocuklarını İngiltere veya ABD'de okutmaları.

Artık zaman değişti. Diyanet'in ülkenin hemen her yerinde camileri ve din görevlileri var. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte doğru ve güvenilir dinî bilgiye ulaşmak da geçmişe kıyasla çok daha kolay.

Geçmişte, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da, Nakşibendi tarikatına mensup bazı şeyhlerin toplum içinde farklı bir işlev üstlendiğini biliyoruz. Bu kişiler yalnızca dinî vecibelerle ilgilenmiyor, aynı zamanda halkın günlük sorunlarının çözümünde de rol oynuyorlardı.

Buna bir örneği 1980'li yılların başında Mardin'deki Deyrulzafaran Manastırı'nı ziyaret ettiğimizde yaşamıştım. Metropolitin odasında Şeyh Fethullah el-Hamidî'nin asılı bir fotoğrafını gördüm. Nedenini sorduğumuzda metropolit bize geçmişte yaşanan bir olayı anlattı.

O dönemde halkın kendilerine karşı kışkırtıldığını, manastıra saldırılarak herkesin öldürülmek istendiğini, ancak söz konusu şeyhin araya girerek halka, "Sizin yaptığınız yanlıştır" diyerek onları bu saldırıdan vazgeçirdiğini söyledi.

Buna benzer çok sayıda olayın yaşandığını biliyorum. Aşiretler arasındaki çatışmalar, köylerdeki husumetler, hatta karı-koca arasındaki anlaşmazlıklar bile zaman zaman bu kişilerin aracılığıyla çözülürdü. Ben şahsen bunların pek çoğuna tanık oldum. Dolayısıyla bu insanlar toplum içinde belli ölçüde itibar ve saygı görüyorlardı.

Peki, bugünkü cemaatlerde benzer bir toplumsal sorumluluk anlayışı var mı? Ben şahsen bunun oldukça sınırlı olduğunu düşünüyorum, toplumun tamamına hizmet eden güçlü bir sosyal yardım anlayışını ne ölçüde görebiliyoruz? Halkın günlük sorunlarıyla ne kadar ilgileniliyor?

 Herkesin yasal sınırlar içerisinde ticaret yapma hakkı vardır. Ancak konu dinî cemaatler olduğunda toplumun bakışı değişiyor. Çünkü dinin ekonomik veya siyasi çıkarlar için kullanılabileceği endişesi, insanlarda doğal olarak daha fazla şüphe oluşturuyor.

Bütün bunları alt alta koyduğumuz zaman, cemaatlerin kendi yöntemlerini ve toplumla ilişkilerini yeniden gözden geçirmeleri gerektiği kanaatine varıyorum.

Sonuç olarak, burada sosyal medyada ve kamuoyuna yansıyan bilgiler üzerinden genel bir değerlendirme yaptım.

Müslüman olan kişi veya kuruluşların hayatları boyunca maddi sıkıntı içinde olmaları gerektiği diye bir kural yoktur.  Ancak bunun nasıl yapıldığı, elde edilen kaynakların nereden geldiği ve dinî kimliğin bu süreçte nasıl kullanıldığı önemlidir.

Bu konuda okuyucularıma ayrıca ABD'deki Mormonlar olarak bilinen dinî hareketin ekonomik, sosyal ve toplumsal yapılanmasının incelenmesini öneriyorum.

Daha sağlıklı, daha kapsayıcı ve insanları birbirine yaklaştıran bir din anlayışı dileğiyle.

Vesselam.

Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın