Ana içeriğe geç
Ekrem Işık
Ekrem IşıkKöşe Yazarı

Türkiye’de mühendislik eğitimi

Türkiye’de yükseköğretim ve mühendislik mesleğinin geçirdiği dönüşüm, son 40 yılda yalnızca bir nicelik artışını değil; toplumsal algı, mesleki saygınlık ve…

Türkiye’de mühendislik eğitimi

Türkiye’de yükseköğretim ve mühendislik mesleğinin geçirdiği dönüşüm, son 40 yılda yalnızca bir nicelik artışını değil; toplumsal algı, mesleki saygınlık ve istihdam güvencesinde yaşanan derin bir kan kaybını da temsil etmektedir. 1980’li yıllarda ülkenin en yetenekli zihinlerini toplayan ve yüksek refah sunan mühendislik eğitimi, günümüzde kontrolsüz kontenjan artışı ve altyapı yetersizlikleri nedeniyle ciddi bir nitelik kriziyle karşı karşıyadır.

1980’li yıllarda ÖYS (Öğrenci Yerleştirme Sınavı) merkezli sistemde mühendislik fakülteleri, adayların yalnızca en üstteki %1 ila %3’lük dilimini kabul eden seçkin kurum sahipleriydi. O dönemde İTÜ, ODTÜ veya Boğaziçi gibi üniversitelerin fen ve matematik testlerinde neredeyse tam nete yakın başarı gösterilmeden kazanılması imkânsızdı. Mühendislik, akademik başarının en somut göstergesiydi.

Günümüzde ise tablosu değişen üniversite ekosisteminde, ülkenin en ücra illerinde dahi açılan mühendislik fakülteleri bulunmaktadır. Sınavda yalnızca birkaç temel matematik neti yapan adayların dahi barajı aşarak bu kontenjanlara yerleşebilmesi, girdi kalitesinde muazzam bir düşüşe yol açmıştır. Eğitim sürecine katılan öğrencilerin altyapı eksikliği ve bazı üniversitelerdeki akademik kadro ile laboratuvar yetersizliği birleştiğinde, mezun profili nitelik açısından gerilemiştir.

1980'lerde Türkiye'nin sanayileşme ve altyapı hamlelerinde (TEK, DSİ, Karayolları, PTT vb.) ana aktör olan mühendisler için arz kısıtlı, talep ise son derece yüksekti. Mezun olan bir mühendisin işsiz kalma riski neredeyse yoktu ve başlangıç maaşları asgari ücretin katbekat

üstündeydi.

Günümüzde ise her yıl on binlerce niteliksiz ya da uygulama imkânından yoksun yetişmiş mezunun piyasaya dökülmesi, *arz-talep dengesini tamamen bozmuştur*. Sanayinin veya hizmet sektörünün emebileceğinden çok daha fazla mühendis diploması üretilmektedir. Bu durum:

 Genç mühendis işsizliğinin tırmanmasına,

  İşe alımlarda diplomadan ziyade tecrübe zorunluluğunun getirdiği çıkmazlara,

 Başlangıç maaşlarının asgari ücret seviyesine gerilemesine neden olmuştur.

Mühendislikten Hemşirelik ve Ebeliğe

İş güvencesinin ortadan kalkması ve mezun enflasyonu, öğrenci tercihlerinde radikal bir eksen kaymasına yol açmıştır.

1980'lerde mühendislik; Tıp ile birlikte lise birincilerinin ve derece yapan öğrencilerin ilk tercihi konumundayken, günümüzde garanti istihdam sunan alanlar öne çıkmıştır. Kamu atama imkânları ve doğrudan iş bulma kolaylığı nedeniyle *Hemşirelik, Ebelik*ve diğer kamu garantili sağlık lisans programları; pek çok Anadolu üniversitesinin mühendislik fakültesinden daha yüksek başarı sıralamalarıyla ve daha yoğun bir tercihle öğrenci almaktadır.

Bu durum, "diplomanın piyasadaki karşılığı" algısının ne denli değiştiğini göstermektedir: Adaylar artık mesleğin geçmişteki akademik unvanına değil, mezuniyet sonrası sunduğu *istihdam garantisine* yatırım yapmaktadır.

40 yıl önce mühendis olmak; zorlu bir akademik elekten geçmek, yüksek analitik kapasiteye sahip olmak ve mezun olunduğunda toplumun en üst sosyo-ekonomik tabakalarından birine adım atmak anlamına geliyordu.

Bugün ise plansız kontenjan politikaları, niteliksiz mezun sayısı artışı ve bozulan arz-talep dengesi nedeniyle mühendislik diploması tek başına bir ayrıcalık olmaktan çıkmıştır. İyi yetişmiş, küresel standartlarda eğitim almış küçük bir kesim sıyrılmaya devam etse de, genel mühendislik profili 1980'lerdeki değerini ve prestijini büyük oranda kaybetmiş; yerini istihdam güvencesi sunan alternatif lisans alanlarına bırakmıştır.

Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın