Raman Dağı ve Meymuniye Boğazı tarih boyunca böylesine büyük bir acıya tanıklık etmemiştir.
31 Temmuz 2010 günü yaşanan o patlama, sadece dört insanın yaşamını değil; Batman'ın vicdanında derin bir yara da bıraktı.
Aradan 16 yıl geçti. Takvimler değişti, mevsimler gelip geçti. Ancak o gün yaşanan acı hâlâ ilk günkü kadar taze.
Kimi adına "çatışma", kimi "savaş", kimi ise "terörle mücadele" dedi. Her adı ne olursa olsun, kırk yılı aşkın süren çatışmalı süreç binlerce ocağı söndürdü, sayısız canı aramızdan aldı. Belki de bu uzun ve acı dönemin en trajik olaylarından biri, Raman Dağı eteklerinde meydana gelen mayın patlamasıydı.
O patlamada İnsan Hakları Derneği Batman Şubesi ve Batman Barosu eski Başkanı Avukat Sedat Özevin, İHD Batman Şubesi eski Başkanı Sadi Özdemir, Demokrasi Partisi (DEP) Batman eski İl Başkanı Salih Özdemir ve Sofi Özdemir yaşamlarını yitirdi.

O acı haberi ben, Batman'dan yaklaşık 1.500 kilometre uzakta aldım.
Telefonun diğer ucunda NTV Batman muhabiri Ferhat Malgir vardı. Olayın sıcaklığı içinde yaşamını yitirenleri en iyi tanıyabilecek isimlerden biri olduğumu düşünmüş, geçmişlerini anlatmamı istemişti.
Acı daha tazeydi, o an boğazım düğümlenmişti.
Sofi dışında, mayınlı tuzakta yaşamını yitiren üçünü de yıllardır tanıyordum. Aramızdaki ilişki dostluğun ötesindeydi; adeta abi-kardeş gibiydik.
Onları birkaç cümleyle anlatmak mümkün değildi. Çünkü her biri ömrünü barışa, demokrasiye ve insan haklarına adamış insanlardı.
Sedat Özevin, insan haklarını yalnızca savunan değil, yaşayan bir hukukçuydu. Kim olursa olsun, haksızlığa uğrayan herkesin yanında yer aldı, parasız davalarını üstlendi. Sekiz yıl boyunca İnsan Hakları Derneği Batman Şube Başkanlığı yaptı, ardından Batman Barosu Başkanlığı görevini üstlendi. Hukukun üstünlüğü, özgürlük, eşit yurttaşlık ve demokrasi onun hayatının pusulasıydı. Batman'da yaşanan hemen her insan hakları ihlalinde ilk başvurulan isimlerden biri olmuştu.
Hayat arkadaşı Hülya Özevin ise Mayınsız Türkiye Girişimi'nin Batman temsilcisiydi. Ne acıdır ki mayınlara karşı mücadele eden bir ailenin yaşamı da yine bir mayınla parçalandı.
Sadi Özdemir, Sedat'tan sonra İnsan Hakları Derneği'nin bayrağını devralmıştı. Son derece mütevazı, yufka yürekli ve insana dokunmayı bilen bir kişiliğe sahipti. Onu tanıyan herkes, vicdanını ve merhametini anlatırdı.
Salih Özdemir ise daha lise yıllarında demokrasi mücadelesine katılmış, yaşamı boyunca barıştan yana tavır almıştı. Son yıllarda ise kendisini doğaya adamıştı. Raman Dağı'nın ulaşılması güç yamaçlarına binlerce fidan dikiyor, "Size rakip oldum, çevrecilerden önce dağı ben yeşillendiriyorum." diyerek her gördüğünde bizimle şakalaşıyordu.
Bahar geldiğinde bizi davet edecek, birlikte diktiği ağaçlık alanı gezecek, yeni fidanlar ekecektik.
O günün hiç gelmeyeceğini hayal bile etmiyorduk.
Sofi Özdemir ise Avrupa'da yaşamasına rağmen yüreği hep memleketinde, ateş çemberi içerisindeki halkındaydı. Her fırsatta Batman'a geliyor, köyünü ve insanlarını ziyaret ediyordu.
Özdemir kardeşler, Sedat Özevin'e köylerinde bir arazi tahsis etmişlerdi. Sedat ve Hülya çifti burayı ağaçlandırmış, küçük ama huzur dolu bir yaşam alanına dönüştürmüştü. Sedat, yoğun çalışma temposunun ardından nefes almak için doğayla, toprakla buluşmaya oraya giderdi.
Stresli ve yorucu bir günün sonunda önce ofisinin bulunduğu iş yerindeki görevlinin yanına uğrar, henüz zamanı gelmemiş kira ve bina ortak giderlerini öder ve "Ben bir süre burada olmayacağım." diyerek vedalaşır.
Köyün yolunu tutar, son geceyi hobi bahçesinde dostlarıyla geçirmeye karar verir.
Sedat, ertesi gün Bandırma'da bulunan eşi ve çocuklarının yanına gitmek üzere uçak biletini almıştı. O akşam Salih, Sadi ve Sofi ile birlikte köyde oturup güzel günlerden söz ediyorlardı.
Bir anda Raman Dağı'nın yamaçlarında çıkan yangını fark ettiler.
"Yangın büyümeden söndürelim." diye yola koyuldular.
Dördü aynı araca binerek yangına doğru yola çıktı.
Patika yolda ilerlerken araç, önceden tuzaklanmış bir kara mayınına çarptı.
Büyük bir patlama...
Ardından yükselen alevler...
Kirli savaşların en sinsi araçlarından biri olan mayın, dört barış insanını bir anda aramızdan aldı.
Aradan on altı yıl geçti.
Ama ne onların mücadelesi unutuldu ne de acıları.
Çünkü mayın onları yaşamdan etse de anılarını, barış ve insan hakları mücadelelerini, umutlarını ve bıraktıkları izleri yok edemedi.
Bu yıl mezarları başında yapılan anma töreninde, babasını henüz çocuk yaşta kaybeden Cudi Özdemir'in sözleri törene katılan herkesi derinden etkiledi.
Cudi, konuşmasında şunları söyledi:
"Aradan geçen yıllara rağmen acımız ilk günkü gibi derin. Onlar Mezopotamya'nın kadim topraklarında adalete, demokrasiye, insan haklarına ve halkların barış içinde bir arada yaşamasına inanan insanlardı.
Kürt meselesinin demokratik çözümünün yeniden konuşulduğu bu dönemde, onların özlemini daha derinden hissediyoruz. Çünkü onlar çatışmaların değil, barışın; inkârın değil, eşitliğin; korkunun değil, özgürlüğün yanında durdular. Onları anmak yalnızca geçmişi hatırlamak değildir; daha demokratik ve daha adil bir geleceğe olan inancımızı da canlı tutmaktır.
Bizler acılarımızdan kin değil, barış talebi çıkarmayı seçiyoruz. Çünkü bu toprakların en çok ihtiyaç duyduğu şey; adaletin güçlendiği, farklı kimliklerin eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşadığı kalıcı bir barıştır. Babamın ve amcalarımın hatırası önünde bir kez daha söz veriyoruz; onların özlem duyduğu barış mücadelesini yaşatmaya devam edeceğiz."
Cudi'nin bu sözleri aslında yalnızca bir evladın babasına verdiği söz değildi.
Bu topraklarda acıyı yaşamış milyonlarca insanın ortak özlemiydi.
Çünkü mayınlar kimlik sormadı.
Silahlar, bombalar ve çatışmalar da öyle...
Kaybedilen her can, Batman halkının ortak acısı oldu.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, Raman Dağı'nın eteklerinde yaşamını yitiren o dört insanı yalnızca bir patlamanın kurbanları olarak değil; barışa, demokrasiye, insan haklarına ve birlikte yaşama umuduna ömürlerini adamış dört barış güvercini olarak hatırlıyoruz.
Eminim ki şu an yaşıyor olsalardı, silahların susmasına ve Türkiye'nin bugün yaşadığı barış iklimine en çok onlar sevinirdi.
Ruhları şad, mekânları cennet olsun.

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir