<div style="text-align: right;"><strong>"Daha çok anlat dedim.</strong></div> <div style="text-align: right;"><strong>Hoşuna gidiyor mu?</strong></div> <div style="text-align: right;"><strong>Çok. Elimden gelse seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum.</strong></div> <div style="text-align: right;"><strong>Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?</strong></div> <div style="text-align: right;"><strong>Gider gibi yaparız."</strong></div> <div>Şeker Portakalı, henüz kitap okumaya başladığım yılların anısını taşıyan en sevimli kitaplardan biriydi. Ve Zeze o kitapta tanıştığım en sevimli arkadaşım.</div> <div>Yıllar sonra sevgili yeğenimin sosyal ağlardan birinde Zeze’den bir dilim paylaşımını okuyunca nasıl sevindim nasıl hüzünlendim bilemezsiniz. Yine onun sözleriyle hüzünlendim:</div> <div><strong>'Hepimiz büyüktük. Küçük küçük parçalarla, aynı üzüntüden payını alan büyük ve hüzünlü kişiler.''</strong></div> <div>Büyük ve hüzünlü kişiler olduğumuzu ve ne kadardır Zeze’yi ihmal ettiğimi düşündüm.</div> <div>Kimseden bir şey beklemezsen hayal kırıklığına da uğramazsın demişti ama olmadı bekledim işte.. Ve her kırılan hayalimin kırıklarından koleksiyonlar yaptığımı ve o koleksiyonlardan yeni hayaller devşirdiğimi fark ettim.</div> <div>Yaşıyor gibi yapıyoruz artık, gülüyor gibi, umutluyuz sanıyoruz ya mutluymuşuz gibi yapıyoruz.</div> <div><strong>“Nen var Zeze?</strong></div> <div><strong>Hiç. Şarkı söylüyordum.</strong></div> <div><strong>Şarkı mı söylüyordun?</strong></div> <div><strong>Evet.</strong></div> <div><strong>Öyleyse ben sağır olmalıyım.</strong></div> <div><strong>"İnsanın içinden de şarkı söyleyebildiğini bilmiyor muydu yoksa? Bir şey demedim. Bilmiyorsa bunu ona öğretmeyecektim."</strong></div> <div>Sağır olmalıyız hepimiz sadece sağır da değil kör olmalıyız. Kör ve sağırlığımızla bas bas bağırıyoruz. Bağırıyor ve savaşa, ölmeye, öldürmeye çağırıyoruz.</div> <div>Sefer emri çıkmış, hadi şeytanca bir dilin edepsiz sloganlarına gömelim birbirimizi.</div> <div><strong>''Destedeki bütün kartları öğrenmiştim. Ama valeleri pek sevmiyordum. Nedendir bilmem, kralın uşağı gibi bir görünüşleri vardı!''</strong></div> <div>Kral uşaklığa çağırıyor bizi, yalanlarına, cinayetlerine çağırıyor bizi, bizi kurbanlığa çağırıyor.</div> <div><strong>"İnsan yüreğinin, bütün sevdiklerini içine alabilmesi için çok büyük olması gerektiğini bilmelisin."</strong></div> <div>Bilmeliyim ama bilmiyor kimse, bilmiyor yüreklerde kurulan düşmanlığın kimseye yer bırakmadığını.</div> <div>Ve artık insanların kafesinde yüreğe yer kalmadığını..</div> <div><strong>''Hayata uzaktan bakarak ilgisizliğimde yitip gitmiş gibiydim.''</strong></div> <div>Beni bulacak bir Zezede yok benim için ağlayacak…</div> <div><strong>''Xururuca!</strong></div> <div><strong>Ne var?</strong></div> <div><strong>Ağlamak kötü bir şey mi?</strong></div> <div><strong>Ağlamak hiçbir zaman kötü değildir, budala. Neden sordun?</strong></div> <div><strong>Bilmiyorum, bir türlü alışamadım. Sanki yüreğim boş bir kafes...''</strong></div> <div><strong> </strong></div>