Ana içeriğe geç
Recep Kavuş
Recep KavuşKöşe Yazarı

Ahmet Kaya’dan sonra Irkçılık bir daha yaşanmamalıydı!

İnsanlar kimliklerinden, dillerinden, düşüncelerinden ve söyledikleri şarkılardan dolayı hedef hâline getirilmemeliydi.

Ahmet Kaya’dan sonra Irkçılık bir daha yaşanmamalıydı!

İnsanlar kimliklerinden, dillerinden, düşüncelerinden ve söyledikleri şarkılardan dolayı hedef hâline getirilmemeliydi. Aradan geçen onca yıla rağmen hâlâ benzer olaylarla karşılaşıyorsak burada durup düşünmemiz gerekiyor.

Ahmet Kaya, yalnızca türküleriyle değil, haksızlık karşısında sergilediği duruşuyla da hafızalarımızda yer edinen bir sanatçıydı. Herkesin aynı düşünmesini beklemeyen, haksızlık nereden gelirse gelsin karşısında durulması gerektiğine inanan bir isimdi. Onun sanatçılığını ve kişiliğini anlamak için yalnızca söylediği şarkılara değil, yaşadığı dönemde sergilediği tavra da bakmak gerekiyor.

Ahmet Kaya’nın demokratik duruşunu gösteren örneklerden biri de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde okuduğu bir şiir nedeniyle görevden alınması ve hapis cezasına çarptırılması sürecinde ortaya koyduğu tavırdı. Sayın Erdoğan’ın düşüncesi ve okuduğu şiir nedeniyle cezalandırılmasına karşı çıkan Kaya, bir insanın ifade özgürlüğünün siyasi görüşüne göre değerlendirilmemesi gerektiğini savunan bir anlayışa sahipti. Bugün farklı siyasi görüşlere sahip insanların bu örnekten çıkaracağı önemli bir ders var: Birine yapılan haksızlığa karşı çıkmak için onunla aynı düşüncede olmak gerekmiyor. Demokrasi, böyle durumlarda gösterilen tutumla anlam kazanıyor.

Ancak ne yazık ki Ahmet Kaya, kendi kimliğini, dilini ve düşüncelerini açıkça ifade etmenin bedelini ağır ödedi. 10 Şubat 1999’da Magazin Gazetecileri Derneği tarafından düzenlenen ödül gecesinde Yılın En İyi Müzik Yıldızı ödülünü aldıktan sonra yaptığı konuşma, hayatının dönüm noktalarından biri oldu. Yeni albümünde Kürtçe bir şarkı söyleyeceğini ve bu şarkıya klip çekeceğini açıklaması, salondaki bazı davetlilerin tepkisine neden oldu. Hakaretler, protestolar maruz kaldı ve üzerine bıçak, çatal, kaşıklar atıldı. O gece yaşananlar, yalnızca bir sanatçıya yönelik tepki değildi; aynı zamanda bir insanın kendi ana dilinde şarkı söyleme isteğine gösterilen tahammülsüzlüğün de açık bir örneğiydi.

Asıl acı olan, olayın yalnızca o geceyle sınırlı kalmamasıydı. Sonrasında medyada yürütülen kampanyalar, hedef gösteren yayınlar ve hakkında açılan davalarla birlikte Ahmet Kaya üzerindeki baskılar daha da arttı. Kendini ifade etmesi bile tartışma konusu hâline getirilen sanatçı, ülkesinden ayrılmak zorunda kaldı. Paris’te sürgün hayatı yaşarken ülkesine duyduğu özlem hiç dinmedi. 16 Kasım 2000’de, henüz 43 yaşındayken hayatını kaybetti.

Ahmet Kaya’nın ölümünün üzerinden yaklaşık 26 yıl geçti. Aradan geçen yıllar, onun şarkılarına duyulan sevgiyi azaltmak bir yana, daha da büyüttü. Bugün farklı kuşaklardan insanlar onun eserlerini dinliyor, sözlerinde kendi hayatlarından izler buluyor. Bir zamanlar söyledikleri nedeniyle hedef alınan sanatçının eserleri, bugün milyonlarca insanın ortak hafızasının bir parçası hâline geldi.

Peki, bu ülkede Ahmet Kaya’nın yaşadıklarından gerçekten ders çıkarıldı mı?

Ne yazık ki yaşanan bazı olaylar bu soruya olumlu cevap vermemizin önünde ciddi bir engel. Bursa’da bir esnafın iş yerinde Ahmet Kaya şarkısı çaldığı için kameralar önünde tehdit edilmesi, bunun en yakın örneklerinden biri. Sosyal medyaya yansıyan görüntülerde esnafın Kürt kimliği ve çaldığı şarkı üzerinden hedef alındığı, kendisine yönelik ağır tehditlerde bulunulduğu görülüyor. Bir insanın iş yerinde istediği müziği dinlemesi, başka bir insanın tehditlerine maruz kalmasının gerekçesi olabilir mi?

Yıllar önce Ahmet Kaya, Kürtçe şarkı söyleyeceğini açıkladığı için hedef gösterilmişti. Bugün ise bir esnaf, dükkânında onun şarkısını çaldığı için tehdit ediliyor. Aradan geçen onca yıla rağmen hala bazıları İnsanların diline, kimliğine ve kültürüne tahammül etmiyor.

Ahmet Kaya’nın yaşadıklarıyla Bursa’da yaşanan olay arasında dikkat çekici bir benzerlik var. Birinde sahneye çıkan bir sanatçı, diğerinde ekmeğinin peşinde olan bir esnaf hedef alınıyor. Birinde Kürtçe şarkı söyleme isteği, diğerinde Ahmet Kaya’nın şarkısını çalma tercihi sorun hâline getiriliyor. Oysa her iki durumda da asıl mesele müzik değil; farklı olana tahammül edemeyen, kendi düşüncesini başkasına zorla kabul ettirmeye çalışan anlayıştır.

Üstelik böyle olaylarda yalnızca toplumsal tepki göstermek yeterli değildir. Tehdit ve saldırı iddiaları yetkili makamlarca araştırılmalı, hukuka aykırı davranışlar tespit edildiğinde gerekli işlemler yapılmalıdır. Kimliğinden, dilinden veya düşüncesinden dolayı hiç kimse tehdit edilmemeli; bu tür davranışlar kim tarafından gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin cezasız kalmamalıdır. Hukuk, kişilere ve siyasi görüşlere göre değil, herkes için eşit uygulanmalıdır.

Ahmet Kaya’nın Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik haksızlık karşısındaki tutumunu hatırlatmamızın nedeni de budur. Dün Sayın Erdoğan’a yapılan haksızlığa karşı çıkmak nasıl demokratik bir duruş gerektiriyorsa bugün Ahmet Kaya şarkısı çaldığından dolayı tehdit edilen bir esnafın yanında durmak da aynı demokratik sorumluluğun gereğidir. İnsan haklarını ve adaleti savunmak, yalnızca kendimize yakın gördüğümüz insanların haklarını savunmak değildir. Gerçek sınav, haksızlığa uğrayan kişi bizden farklı düşündüğünde başlar.

Bu ülkede kardeşlikten, birlikten ve beraberlikten söz ediyorsak insanların dillerine, kimliklerine ve kültürlerine de saygı göstermek zorundayız. Bir yandan toplumsal barıştan söz edip diğer yandan bir insanı dinlediği şarkı nedeniyle tehdit etmek büyük bir çelişkidir. Kardeşlik, herkesi tek tip yapmak değil, farklılıklarla birlikte yaşayabilmektir.

Ahmet Kaya’nın şarkılarına hâlâ tahammül edemeyen bir anlayış varsa burada yalnızca geçmişin değil, bugünün de sorgulanması gerekiyor. Çünkü bir sanatçının yıllar önce yaşadığı acıların ardından aynı zihniyetin farklı biçimlerde ortaya çıkması, toplum olarak yeterince ders çıkaramadığımızı gösteriyor.

Ahmet Kaya’dan sonra bu ülkede bir daha kimse dili, kimliği, düşüncesi veya söylediği şarkı nedeniyle linç edilmemeliydi. Ne yazık ki yaşananlar, bu konuda hâlâ almamız gereken önemli bir mesafe olduğunu gösteriyor.

Artık geçmişin acılarından ders çıkarmanın, farklılıkları tehdit olarak görmekten vazgeçmenin ve herkesin kendisini özgürce ifade edebildiği bir toplum için sorumluluk almanın zamanı gelmedi mi?

Ahmet Kaya’nın hatırasına saygı duymak, yalnızca şarkılarını dinlemekle olmaz. Onun yaşadıklarından ders çıkarmak, haksızlığa kim uğrarsa uğrasın karşısında durmakla olur. Irkçılığa, baskıya, tehdide ve ötekileştirmeye karşı ses çıkarmakla olur.

Çünkü bir ülkede gerçek kardeşlik, herkesin aynı şarkıyı söylemesiyle değil, herkesin kendi şarkısını korkmadan söyleyebilmesi ile mümkündür.

 

Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın