Ana içeriğe geç
Kudbeddin Çelik
Kudbeddin ÇelikKöşe Yazarı

Aynı evde yaşayan yabancılar

Bir gün okulda yaşadığı bir problem nedeniyle bir öğrencim teneffüste odama getirildi.

Aynı evde yaşayan yabancılar

Bir gün okulda yaşadığı bir problem nedeniyle bir öğrencim teneffüste odama getirildi. Karşıma oturmasını söyledim. Bir kahve istedim ve sohbet etmeye başladık.

İlk başta konuşmak istemedi.

Sonra kendisini gerçekten dinlemek istediğimi anlayınca anlatmaya başladı. Okuldan, arkadaşlarından, ailesinden, sevdiği şeylerden, hayallerinden…

Kullandığı bir cümle çok dikkatimi çekmişti:

“Evin içinde yabancılar gibiyiz hocam.”

Babam, eve geldiğinde sürekli telefonla oyun oynuyor. Annem, televizyonda dizi izliyor hep.  Ablam, odasına çekilip telefonuyla ilgileniyor. Ben de odamdan pek çıkmıyorum.

Birlikte çok az yemek yiyoruz.

Çay saatlerimiz yok. Oturup beraber uzun uzun sohbet edeceğimiz bir zamanımız yok. Kimin gününün nasıl geçtiği diğerlerini pek ilgilendirmiyor. Birbirimizle iletişimimiz çok zayıf hocam.

Anlattıkları aslında her evin içindeki yalnızlığın tarifi gibiydi.

Kalabalıkların içinde yalnızız hepimiz. İç içe, yan yana, beraberiz ama birbirimizden çok uzaklardayız.

Bazen aynı yerdeyiz, beraberiz ama birbirimizden çok uzaklardayız. Uzatsak elimiz birbirine değer ama ruhlarımız birbirinden kilometrelerce uzakta.

Eskiden evler belki daha küçüktü ama sohbetler daha büyüktü değil mi? Akşamları aynı sofranın etrafında toplanılır, gün konuşulur, çay demlenir, biri anlatır diğerleri dinlerdi.

Şimdi evler büyüdü, odalar arttı, ekranlar çoğaldı

Ama insanlar birbirlerine ayırdığı zamanı kaybetti sanırım.

Aynı salonda oturuyoruz ama herkes başka bir dünyaya bakıyor.

Aynı sofrada bulunuyoruz ama gözlerimiz birbirimizin gözünde değil, telefonun ekranında.

Aynı evde yaşıyoruz ama birbirimizin hayatından habersiziz. Ne acı, ne korkutucu bir yaşam öyküsü bu. Birbirimize dokunmadan tükeniyor ömrümüz avuçlarımızdan.

Çocuğumuzun okulda ne yaşadığını çok azımız biliyor.

Eşimizin gününün nasıl geçtiğini sormuyoruz bile.

Anne babamızın ne hissettiğini merak etmiyoruz.

Kardeşimizin hangi derdi taşıdığını bilmiyoruz.

Ve bir gün çocuk odasına kapanıyor.

Biz de bunu sürekli başka bir duruma yorarak geçiştiriyoruz. Oysa belki de çocuk odasına değil, yalnızlığına kapanıyor.

Çünkü yalnızlık her zaman etrafında kimsenin olmaması değildir.

Bazen etrafında insanların olduğu hâlde kimsenin seni gerçekten dinlememesidir.

Evlerimizi bol sohbetin, hoş muhabbetin, sevginin, huzurun, ilginin, şefkatin yuvalarına dönüştürmek mümkündür.

Birlikte içilen bir çay, telefonların masadan uzak tutulduğu bir akşam yemeği, meyve ve çerez saatleri, ekransız vakitler, birlikte oyun zamanları...

Unutmayalım ki,  çocukların hatırlayacağı şey her zaman aldıkları pahalı hediyeler olmayacak.

Belki yıllar sonra bir akşam babasıyla yaptığı sohbeti, annesiyle içtiği çayı, ailesiyle aynı sofrada gülüştüğü o sıradan akşamı hatırlayacak.

 Bizim bugün sıradan gördüğümüz o anlar, onların hayatındaki en değerli hatıralar olacak.

 Şimdi ihtiyacımız olan şey daha fazla insan değil, daha fazla gerçek bağlar kurabilmektir.

Evlerimizde telefonların, televizyonların yerine birbirimizin yüzüne daha fazla bakalım. Gerçek mutluluğumuz birbirimizde çünkü, ekranlarda değil.

 

Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın