İnsanın içinde bazı sesler donar bazen. Bazı sözler, pas tutar. Bazıları hep tutsaktır. Hayatın koşuşturması içinde geçti diye sandığımız ama sadece üzerini örttüğümüz o sesler aslında hiç kaybolmaz; zihnin kuytu bir köşesinde, söylenmeyi bekleyen cümlelerin arasında sessizce dururlar.
Ayakabınıza bir çakıl girse, parmağınıza bir diken batsa neyin sizi rahatsız ettiğini anlarsınız. Ödevler yarım kalsa, evde işler tamamlanmamışsa, arabanın yakıtı bitmişse, ödenmemiş faturalar durmuşsa, sınavlardan düşük almışsanız içinizdeki burukluk size tanıdık gelir ve muhtemelen bu sizi çok yormayacak. En çok söyleyemedikleriyle yaşlanır insan. Çünkü yıllar geçtikçe ruhumuz, söylenmemiş sözlerin, ertelenmiş özürlerin açtığı çentiklerle dolar.
Yükümüz hep ağır olur. “Çünkü bazı sesler tek başına eve dönmeyi sevmez.” eksikliğin, yarıda bırakılmışlığın, tamamlanmamışların yükünü taşırız zihnimizin çantasında.
Çoğu zaman cesaret edemediğimizden, çoğu zaman hep uygun zamanı beklediğimizden, çoğu zaman karşımızdakinden beklediğimizden, bazen de gururdan erteleriz en saf duygularımızı.
Oysa zaman, biz hesap yaparken avuçlarımızdan kayıp gidiyor.
Bir özür, vaktinde söylenmediğinde kıymetini yitirir; bir "seni seviyorum" geç kaldığında ise gönül çaydanlığında soğur ve bayatlanır. Ve ertelediğimiz her söz, ruhumuzda kapanmayan küçük bir yara bırakır. Zamanla bu yaralar kabuk bağlasa da, her yad ettiğimizde bu kabuklar içimizde yeniden sızlar.
Kelime de bir can taşır elbette. Göç eder, yer değiştirir, gider, terk eder ama nihayetinde geriye döner ve boşluğa üflediğiniz o sesler gece yarısı uykunuzu böler. Gündüzleri kalabalıkların gürültüsüyle bastırdığınız o iç ses, gece sessizlik çökünce aniden kapınızı çalar.
Hiç bir zaman geçmişi değiştiremeyiz. Giden zamanı geri getirmek imkansızdır. Fakat bugün hala elimizde, avuçlarımızın içindedir. Söylenmemiş sözleri içimizde bir yük gibi taşımaktansa, belki de onları serbest bırakmanın vakti gelmiştir. Ne dersiniz?
İyileşmek için, kusursuz bir zamanı beklemekten vazgeçelim. Kalbimizdekileri şimdi burada söyleyelim. Çünkü yarın, en çok geç kalmışların hüzünlü evidir.
İçinizdeki seslere kulak verin; belki de çoğusu eve dönüyordur.
Kapın zili çalıyor. Ona bir hoş geldin deyin.
"Çünkü bazı sesler tek başına eve dönmeyi sevmez.”
(Emine Arlı, Kayıp Sesler Müdürlüğü)

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir