Ana içeriğe geç
Selim Toprak
Selim ToprakKöşe Yazarı

Deli Yılmaz’ın direksiyonlu hikâyesi

Dünya dediğimiz bu büyük lunaparka şöyle bir bakınca, insanın aklına ilk şu soru geliyor: “Acaba bu dünyayı gerçekten deliler mi yönetiyor?” Her şey o kadar…

Deli Yılmaz’ın direksiyonlu hikâyesi

Dünya dediğimiz bu büyük lunaparka şöyle bir bakınca, insanın aklına ilk şu soru geliyor: “Acaba bu dünyayı gerçekten deliler mi yönetiyor?” Her şey o kadar tuhaf, o kadar akıl dışı ki…

Gidip bir deliye sorsan, der ki: “Eğer aklım olup da bu dünyanın kahrını çekeceksem, ben deli olayım, dünya benim kahrımı çeksin!”

Batman da bu dünyanın küçük bir özeti gibi.

Küçücük şehir ama delisi bol; öyle böyle değil, saymakla bitmez: Merhum Bırako, Şêxo, Müniro, Hedo, Marê Reş…

Ama bir tanesi var ki, adı tek başına bir efsane: Deli Yılmaz.

Yıllarca elinde bir araba direksiyonu ile Batman’ın her sokağında karşına çıkma ihtimali olan bir yolcuydu o. Gerçek bir araba tutkunu ama arabasız

Direksiyon var, araba yok. Ama ruhunda o direksiyonla gezdiği yollar, çoğumuzun bilmediği bir haritada.

Rivayet o ki bir gün, bir kadın değirmene götürmek üzere bir çuval buğdayı sırtlamış. Yorulmuş. Yolda Deli Yılmaz’ı görüyor, elinde her zamanki direksiyon.

“Yılmazım,” diyor, “ne olur bu buğdayı bana yardım edip değirmene kadar taşı.”

Yılmaz direksiyonu biraz sıktıktan sonra, bir derin nefes alıp çuvalı sırtlanıyor. Yürüyor bir süre, ama çuval ağır, yol çamurlu. Tam o sırada duruyor, etrafına bakıyor, sonra yere bir çöküyor.

Kadın merakla soruyor:

“Ne oldu Yılmazım?”

Yılmaz, gözünü uzaklara dikip cevap veriyor:

“Yüküm ağır… Araba çekmiyor. Yükü boşaltmam gerek.”

Ve çuvalı çamurun ortasına bırakıp, elindeki direksiyonla yoluna devam ediyor.

Kadın şaşkın, biraz kızgın ama daha çok üzgün. Ardından bakakalıyor.

Geçenlerde Deli Yılmaz’ı yine gördüm. Ama bu defa elinde direksiyon değil, bir bağlama vardı. Kürt müziğinin yürek dağlayan ezgisi *“Fermane”*yi söylüyordu. Sözleri biraz kendine göre, ama içindeki yanık ses öyle sahiciydi ki… Dinleyen herkes, o türküde kendi acısından bir pay buldu.

Bu halkın yaşadıkları zaten ağıt, zaten türkü. Sevdayla, kahrıyla, direnişiyle efsaneleşmiş.

Yılmaz’ın içli sesinde bir başka şey vardı o gün: Bir umut.

Belki bir gün barış türküleri onun sesinde yükselecek.

Ve bu ülkenin dört bir yanında yankılanacak.

Deli Yılmaz… sen çok yaşa.

Sen bu toprakların en sahici şairisin. Direksiyon tutan ellerinle değil, gönlünle yön veriyorsun bize.

Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın