Ana içeriğe geç
Ekrem Işık
Ekrem IşıkKöşe Yazarı

Liyakat yerine sadakat

Bir toplumun adalet, refah ve huzur içinde varlığını sürdürebilmesinin temel şartı, kurumsal yapılarda işin yönetimine getirilecek kişilerin doğru…

Liyakat yerine sadakat

Bir toplumun adalet, refah ve huzur içinde varlığını sürdürebilmesinin temel şartı, kurumsal yapılarda işin yönetimine getirilecek kişilerin doğru seçilmesidir.

Resmî dairelerden sivil toplum kuruluşlarına, derneklerden vakıf ve cemaatlere kadar her organizasyonun başarısı, idari kadroların niteliğiyle doğrudan bağlantılıdır. Ancak günümüzde karşı karşıya kaldığımız en büyük sistemik kriz, yönetici, başkan ve müdür seçimlerinde "liyakatin" yerini kayıtsız şartsız "sadakate" bırakmış olmasıdır.

Liyakat; bir görevin gerektirdiği bilgi, beceri, tecrübe ve ahlakın kişide bulunması durumudur. İşin doğru yönetilmesi, kararların isabetli alınması, kamu malının korunması, zaman ve emek israfının önlenmesi ancak liyakat esas alındığında mümkündür. İslam medeniyetinin ve evrensel adalet ilkelerinin de temeli buna dayanır. Nitekim Nisâ Sûresi 58. ayette yer alan "Şüphesiz Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder" ilkesi, yönetimin ve makamların birer kişisel mülk değil, toplumsal emanet olduğunu açıkça ortaya koyar.

Buna rağmen, günümüz dünyasında bu emrin ve ilkenin aksine bir tablo egemendir. Bireysel çıkarlar, toplumsal yararın önüne geçtiğinde liyakat kriteri bir kenara itilmektedir. Kurum yöneticileri kendilerini sorgulamayacak isimleri, dernek ve vakıf başkanları kendilerine yakın olanları, farklı oluşumlar ise sorgusuz itaat edenleri kritik makamlara getirmeyi tercih etmektedir. Burada aranan şey uzmanlık veya etik duruş değil; kişiye, zümreye veya güce gösterilen koşulsuz sadakattir.

Bu yanlış tercihin faturası ise doğrudan topluma kesilmektedir:

 * Hizmet Kalitesinde Düşüş ve Verimsizlik: İşi bilmeyen kadroların iş başına gelmesiyle birlikte aksayan süreçler, hatalı uygulamalar ve zaman kaybı kaçınılmaz hale gelir.

 * Ekonomik ve Maddi Kayıplar: Yanlış kararlar ve ehliyetsiz yönetimler; kamu kaynağının, kurum bütçelerinin ve çalışan emeğinin heba olmasına yol açar.

 * Hak İhlalleri ve Mağduriyet: Adaletin yerini illiyet ve yakınlık ilişkileri aldığında, hak edenlerin önü kesilir, toplumsal adalet duygusu ağır yara alır.

 * Toplumsal Güvensizlik: Kurumlara ve yönetici kadrolara olan inancın zedelenmesi, toplumsal huzurun ve çalışma barışının bozulmasına neden olur.

Toplumların selameti, bireysel veya zümrevi hesaplarla hareket etmekten değil; ehliyet ve adaleti her türlü yakınlığın üstünde tutmaktan geçer. Liyakati terk edip sadakati ödüllendiren yapılar, kısa vadede gücü elinde tuttuğunu sansa da uzun vadede hem temsil ettikleri kurumları hem de içinde bulundukları toplumu çöküşe sürüklemeye mahkûmdur. Yeniden güçlü, verimli ve adil bir düzen kurmanın tek yolu; emaneti sahibine teslim etmek ve liyakati ana kriter kılmaktır.

Okur görüşleri
1 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster1 yorum
Ahmet NasıroğluCevap verBildir

Şükranlarımı sunuyorum,dediyiniz gibi,Arapçada Ahiii kardeş demek,kardeşlik babında. Ahilik ocağı kuruldu ve muvaffak oldular,lakin çıkar,menfaat ve makam hırsı DNA mızı bile deyiştirdi,yıllardır menfaatı ayakları altına almasını beceremiyen hem dünyasını,hem ahiretini kaybeder,Dünyada onursuz yaşar,kıblesi para olduğu için ahiretinide kaybeder.