Ana içeriğe geç
Selim Toprak
Selim ToprakKöşe Yazarı

Çağdaş İmam Seyit Sabri Yıldız

Bazı insanlar vardır; iki ayrı Dünya’nın tam ortasında durur ama hiçbirine ait olmaktan vazgeçmez.

Çağdaş İmam Seyit Sabri Yıldız

Bazı insanlar vardır; iki ayrı Dünya’nın tam ortasında durur ama hiçbirine ait olmaktan vazgeçmez. Hem aklın serin koridorlarında yürür hem de kalbin derin kuyularından su çeker…

İşte Seyit Sabri Yıldız, tam da böyle bir hikâyenin yaşayan karşılığıdır.

Batman’ın köklü ailelerinden birine mensup olan, aynı zamanda merhum kanaat önderi Şeyh Fahrettin Yıldız’ın oğlu olarak dünyaya gelen Seyit Sabri Yıldız; daha gençlik yıllarında sıradan bir hayatın ötesine geçeceğinin işaretlerini verir. Yolunun bir ucu Ankara’ya, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne uzanır. Devletin en seçkin zihinlerinin yetiştiği o köklü okulda eğitim almaya başlar. Fakat her hikâye aklın çizdiği yoldan gitmez…

Onun hikâyesinde bir kırılma değil, bir yöneliş vardır.

Dünyevi makamların cazibesine sırt çevirip, iç dünyasının çağrısına kulak verir. Mülkiye’nin ağır kapılarından çıkar, ama ardında bir eksiklik değil; aksine derinleşmiş bir idrak bırakır. Çünkü o artık başka bir ilmin peşindedir: Kalbin ilmi, hikmetin yolu…

Batman’dan Mardin’in köylerine uzanan bu yolculukta, Seyit Sabri Yıldız kendini bir kürsüye değil; bir gönle, bir ocağa, bir köyün sessizliğine emanet eder. İmamlık yapar… Ama sadece namaz kıldıran bir imam değildir o. Bir söz ustası, bir gönül mimarı, bir arabulucu, bir rehberdir. İnsanlar ona sadece dinî meselelerini değil, hayatın yükünü de getirir.

Ve o yükü, sükûnetle taşır.

Onu bir kez gören unutmaz… Kızıla çalan uzun saçları ve sakalları, marjinal ama kendine has kılık kıyafeti, boynundan sarkan uzun tespihi ve elinden hiç düşürmediği asasıyla adeta zamanın dışından yürüyüp gelen bir siluet gibidir. Heybeti ilk bakışta hissedilir; fakat birkaç kelime sonra yerini derin bir sıcaklığa bırakır. O sert görünen kabuğun altında, insanın ruhuna dokunan sevecen bir dil, içten bir tebessüm ve unutulmaz bir sohbet gizlidir.

Ama o, geçmişte yaşamaz; geçmişi bugüne taşır. Asası sadece bir destek değil, vakarın ve duruşun sembolüdür. Attığı her adımda, hem bir ilmin ağırlığı hem de bir soyun izzeti hissedilir.

Çünkü o sadece Sabri Yıldız değildir…

O, “Seyit”tir.

Bu unvan, bir hitap biçiminden öte; bir sorumluluğun, bir mirasın ve bir saygının adıdır. Peygamber soyuna dayanan nesebinin verdiği yükü, gösterişten uzak ama vakar dolu bir hayatla taşır. Ne makam ister ne övgü… Onun dünyasında asıl değer, kalplerde bırakılan izdir.

Modern eğitimin disipliniyle medrese kültürünün derinliğini bir araya getiren nadir şahsiyetlerden biridir o. Günümüzün karmaşasına mesafeli, ama toplumdan kopuk değil… Münzevi, ama yalnız değil… Sessiz, ama etkisi derin…

Modern çağın içinde yürüyen bir derviştir o…

Çağdaş ama köklerine sadık, heybetli ama merhametli…

Bugün Batman ile Mardin arasında bir köy yolunda yürüyen yaşlı bir adam görürseniz; elinde asası, boynunda tespihi, yüzünde sükûneti, bakışlarında başka bir âlemin izleriyle…

Biliniz ki o, sadece yürümüyor.

Bir geleneği taşıyor.

Bir ilmi yaşatıyor.

Ve iki dünyanın arasında dimdik durarak, zamana kendi izini bırakıyor…

Seyit Sabri Yıldız…

Adı anıldığında saygı duyulan, görüldüğünde hatırlanan, tanındığında unutulmayan bir yolun yolcusu…

 

Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın