?>

Başarı Ekosistemi-2

Bülent Kaya

9 ay önce

Tarih, büyük adamların hikayesi olarak anlatılır bize çoğu zaman. Oysa gerçek hiç de öyle değil.
Tarih, aslında, büyük fikirlerin ve dehaların kesiştiği "zihinsel ekosistemlerin" hikayesidir.
Aynı iklimin aynı toprağa can verdiği gibi, aynı kültürel, sosyal ve entelektüel iklim de birbiriyle etkileşen, birbirini var eden ve bileyen dâhileri besler.

Tıpkı 1900'lerin şafağında Viyana'da olduğu gibi... Freud'un bilinçaltına attığı kazma darbeleri, Mahler'in senfonilerindeki hüzünlü melodi ve bir hanın köşesinde oturan genç Hitler'in zihninde filizlenen karanlık tohumlar, aynı şehrin havasını soluyor, aynı kültürel humusla besleniyordu.

Birbirlerini tanımasalar bile, aynı ekosistemin parçasıydılar.
Bu mucizevi kesişmeler yalnızca Viyana'ya has değildi. Aynı durum, 1230'ların Anadolu'su için de geçerliydi. Mevlana'nın semasında, İbni Arabi'nin fususunda, Hacı Bektaş Veli'nin nefesinde, Ahi Evran'ın ahiliğinde ve Nasrettin Hoca'nın gülmecesinde aynı insanlık birikimi, aynı coşkulu arayış vardı. Onlar da aynı toprağın, aynı "zihinsel ekosistemin" çocuklarıydı.

Birbirlerini doğrudan tanımasalar da, her biri diğerinin sesine kulak veriyor, aynı büyük sohbetin bir parçasını oluşturuyordu.

Bu ekosistem bazen bir kıtaya yayılır, bazen de bir kasabaya sığar.

1632 yılı, Hollanda'nın küçük bir kasabasında, tarihin en şaşırtıcı zihinsel tohumlarından üçünün filizlendiği yıldı. Mikroskobun mucidi Antonie van Leeuwenhoek, dünyayı görülmeyeni görmeye davet ediyor; ressam Vermeer, bir kızın bakışındaki ışığı tuvale hapsediyor ve filozof Spinoza,  radikal fikirlerini işlemeye başlıyordu. Aynı kasabanın suyunu içen, aynı sokaklarda yürüyen bu üç zihin, birbirlerine ilham vererek Hollanda'nın Altın Çağı'nı inşa eden ekosistemin ta kendisi oldular. Onların yanına Huygens'i ve Descartes'ı da eklediğimizde, bir çağı aydınlatan fikri ağın nasıl örüldüğünü görürüz.

İnsan, doğası gereği taklit eder ve etkilenir.
Bu, bir zayıflık değil, en büyük gücüdür. Shakespeare'in dizeleri, Cervantes'in Don Kişot'u ve Francis Bacon'ın bilimsel metodolojisi, aynı dönemin farklı coğrafyalarında yeşerdi ama hepsi aynı "entelektüel iklim değişikliğine" cevap veriyordu. Leibniz ve Newton, aynı matematiksel problemler üzerine, bazen işbirliği içinde bazen amansız bir rekabetle kafa yordu.
Newton'un kibrinin bile, onu daha derine inmeye iten bir etken olduğu söylenebilir.

Tıpkı demirin demiri bilemesi gibi...

Bu durum, antik Atina'dan modern Silikon Vadisi'ne kadar geçerliliğini korur. Sokrates olmasaydı Platon, Platon olmasaydı Aristo, Aristo olmasaydı Büyük İskender'in vizyonu ve onun himayesindeki Öklid olur muydu? Medici ailesi, Leonardo da Vinci,Rafael, Michelangelo ve Botticelli'yi aynı ekosistemde buluşturmasaydı, Rönesans ruhu bu denli gür bir şekilde yeşerebilir miydi? Ya da Cambridge'deki küçük bir tıp laboratuvarı, onlarca Nobel Ödülü'nü nasıl bir "Nobel ödülü fabrikasına" dönüştürebilirdi?

Cevap, işbirliği, destek ve karşılıklı ilhamdadır.
Peki, bu ekosistemler yalnızca iyilik ve güzellik mi üretir?

Maalesef hayır.

Aynı mekanizma, karanlık figürler için de işler.
Hitler, Stalin ve Mao da kendi zehirli ekosistemlerinin ürünüydü. II. Dünya Savaşı sonrasında dünya haritasını cetvelle çizen bu figürler,  tarihin en karanlık haritalarından birinin müsebbibi oldular.
Bu, ekosistemin gücünün olumsuz bir tezahürüdür.

Son bilimsel araştırmalar da bize gösteriyor ki; genlerimiz kadar, hatta belki onlardan daha da önemlisi, içine doğduğumuz çevredir.

Genetik kodlarımız kadar, "kültürel kodlarımız" ve "entelektüel çevremiz" de bizi biz yapar. Kendimizi geliştirmenin en kesin yolu, yanımızdakini geliştirmekten geçer.
Çünkü senin iyiliğin, nihayetinde yanındakinin iyiliğine bağlıdır. İnsanlar kendilerini yaratmazlar; birbirlerini yaratır, birbirlerini biler, birbirlerine ilham verirler.
Goethe'nin dediği gibi “İnsan, insanla tamamlanır”
Onun döneminde Kant, Hegel, Schiller, Mozart ve Beethoven'la aynı ekosistemde var olması bir tesadüf değildi.
Yaşam, bir taklit etme ve birlikte var olma sanatıdır. Başarı, yalnız bir koşu değil, bir "ekip işidir”
Unutmayın, bir ormanı oluşturan, tek bir ağaç değil, o ağaçların birbirine dokunan dalları ve aynı topraktan beslenen kökleridir.
Siz de etrafınızdaki ormanı besleyin ki, kendi dallarınız göğe daha bir gür yükselsin.
YAZARIN DİĞER YAZILARI