Teknoloji hayatımıza inanılmaz kolaylıklar getirdi. Eğitimden sağlığa, tarımdan, dağların zirvesine, okyanusların derinliklerine kadar her alanda insanlığa büyük faydalar sağladı. En önemlisi de ortalama insan ömrünü uzattı. Beş yüz yıl önce insan ömür ortalaması kırk yıldı. Bugün modern ilaçlar ve son teknoloji tıbbi cihazlar sayesinde insanlar 80’li yaşlarını rahatlıkla görebiliyor.
Ancak burada dikkat çekici bir ayrıntı var: Teknoloji bebekliği uzatmadı, çocukluğu uzatmadı, gençliği ya da orta yaşı uzatmadı. Sadece ve sadece yaşlılığı uzattı. Evet, ömrümüz uzuyor; ama şimdilik uzayan kısım, yaşlılık dönemi.
Geçenlerde duymuş olduğum hikayeyi anlatmak istiyorum.
70 yaşlarındaki baba, üç çocuğunu büyütmüş, okutmuş ve iyi bir seviyeye getirmişti. Çocuklar kolej eğitimi almış, yabancı dil öğrenmiş, üniversiteden mezun olup güzel işler bulmuşlar. Yaşlı baba, oğlu ve torunlarıyla aynı evde yaşamını sürdürüyordu.
Ancak yaş ilerledikçe elleri titremeye başlamıştı. Yemek yerken tabak ve bardakları kirletiyor, etrafa su sıçratıyor, bazen de bir şeyleri kırıyordu. Parkinson olmuştu.
Bu durum evin gelini için zamanla dayanılmaz hâle geldi. Bir gün daha fazla dayanamayarak şöyle dedi:
“Böyle olmaz baba, mutfağı çok batırıyorsun. Yarın markete gidip sana kâğıt tabak, kâğıt bardak ve plastik kaşık-çatal alacağım.”
Bu sözler yaşlı babayı derinden yaraladı. Gözlerinin önünden hayatı bir film şeridi gibi geçti. Çocukları küçükken yaptığı fedakârlıklar, gece gündüz çalıştığı günler…
Hiçbirini unutmamıştı. Ama şimdi büyük bir hüsran içindeydi.
O sırada, 1970’li yıllarda ilkokul Türkçe kitabında okuduğu bazı metinler zihninde canlandı. Bu okuma parçaları yıllardır bir gölge gibi onu takip ediyordu. “İnsanlar büyüyünce neden bu travmatik metinleri çocuklara okuturlar?” diye düşünür, ama bir türlü anlam veremezdi. Kaşağı, Deli Dumrul, Tahta Çanak ve Diyet...
Özellikle Tahta Çanak hikâyesi aklına geldi, çünkü yaşadıklarıyla tıpatıp örtüşüyordu.
Hikâyeyi buldu ve her çocuğuna sosyal medya üzerinden gönderdi.
O eski Tahta Çanak hikâyesi şöyleydi:
Evde yaşayan yaşlı dedenin elleri o kadar titriyordu ki, yemek yerken sürekli üstüne başına döküyor, sofra örtüsünü kirletiyor, tabak çanağı kırıyordu.
Son zamanlarda bu kazalar artınca anne ve baba bir çözüm düşündüler. Dedeye tahta çanak, tahta kaşık ve çatal aldılar. Artık dede yer sofrasında ayrı yiyor, hiçbir şey kırıp dökmüyordu. Böylece anne daha az çamaşır yıkıyor, değerli tabaklar da zarar görmüyordu.
Yaşlı dede tahta çanakla çorbasını içerken son derece mahcup bir şekilde etrafına bakıyordu. Evin küçük torunu Hasan, dedesinin bu hâlini tam anlamasa da uzaktan izliyordu. Bir gün anne ve babası dışarıdayken eline bir tahta parçası alıp oymaya başladı. Eve döndüklerinde ne yaptığını sorduklarında şu cevabı verdi:
“Tahta çanak yapıyorum. Siz yaşlanınca ben de size vereceğim.”
Anne ve baba bir süre sessizce birbirlerine baktılar ve yaptıklarından utandılar. Babalarına kendi rahatları uğruna ne büyük bir utanç yaşattıklarını o an anladılar.
Lütfen yaşlılarımıza, büyüklerimize karşı saygılı olalım. Onlar bir daha genç olmayacaklar; ama biz de bir gün onlar gibi yaşlanacağız. “Ne ekersen onu biçersin” sözü boşuna söylenmemiştir.
Peki, modern babanın hikâyesinde sonuç ne oldu? Merakı fazla uzatmayayım: Baba şu anda kâğıt tabaklarda yemeğini yiyor, kâğıt bardaklardan suyunu içiyor, plastik çatal-kaşık kullanıyor. Tarih tekerrür ediyor: Dünün tahtası, bugünün kâğıdı...
Sevgi genellikle ileriye doğru akar. İnsan, kendi çocuğuna duyduğu bağlılığı anne ve babasına aynı ölçüde hissetmeyebilir. Bu, milyonlarca yıldır genlerimize işlenmiş biyolojik bir gerçektir. Ama merak etmeyin; bilim yine imdadımıza yetişiyor. Yakında insansı robotlar yaşlılara hizmet edecek, onlarla sohbet edecek. Yaşlılar aynı soruyu defalarca soracak, robotlar ise hiç bıkmadan, usanmadan cevap verecek; tıpkı bir babanın küçük çocuğunun 70 kez sorduğu soruya 70 kez güler yüzle cevap vermesi gibi.
Bu sorunlardan biri bilim sayesinde çözülecek gibi görünüyor. Yine de en büyük dileğim şudur: Bir an önce yaşlılar için Alzheimer’ın tedavisi, kas erimesi ve enerji sorunun çözülmesi.
Bugün yaptığımız her şey, yarın bize dönebilir. Saygı ve sevgi, en değerli miraslarımızdandır.