Sabahın erken bir saatinde, şehir henüz uyanmamışken, insan ilk iş olarak ellerini kullanır. Yorganı kenara iter, ışığı arar, yüzünü yıkar. Gözler hâlâ kapalı olabilir ama eller yolunu bilir. Bir an durup ellerinize bakın. Avuç içlerinizdeki çizgilere, parmak uçlarınızdaki izlere… Gün boyunca farkına bile varmadan yaptığınız o küçük ama anlamlı hareketlere.
İnsan, dünyayı yalnızca düşünen bir varlık olarak değil; elleriyle dönüştüren, şekillendiren ve anlam katan bir varlık olarak inşa etti.
Bir zamanlar bir taş vardı, bir sopa… Sonra bir alet oldu.[Atalarımız, baltayı 1,5 milyon yıl boyunca kullandı.]
Toprak yalnızca toprak değildi; ev oldu, yuva oldu. Bir düşünce, ancak ele değdiğinde gerçeğe dönüştü. Çünkü ellerimizle üretmediğimiz bilgi kalıcı olmaz. Yapılan şey zihinde yer eder, tekrarlandıkça beceriye dönüşür.
Eller, bize yalnızca bireysellik değil, toplumsallık kazandırdı. El ele vererek üretmeyi, paylaşmayı ve birlikte başarmayı öğrendik. Belki de bu yüzden eller, yalnızca bir organ değil; insanlık tarihinin sessiz ama en güçlü mimarlarıdır.
İnsan zihni, tarih boyunca ellerle birlikte evrildi. Uzmanların elleri “zihnin uzantısı” olarak tanımlaması boşuna değildir. Bir işi sık sık tekrar ettiğimizde, kas hafızası oluşur ve bu sayede hareketlerimiz neredeyse otomatik hale gelir, böylece o bilgiler kalıcılaşır. Bu yüzden bazen oda toplamak bile insan psikolojisine iyi gelir.El çalıştıkça zihin sakinleşir, düzenlenir. Güne bir işi başarmakla, zaferle başlarız. [Kötü mü?] Başarı dediğimiz şeyin arkasında yalnızca bir zekâ değil, o zekâyı hayata geçiren bir çift el var. “Alet işler, el övünür” sözü, uygarlığın anahtarını işte tam burada saklar.
Bu büyük hikâyenin merkezinde ise küçük ama hayati bir kahraman vardır: başparmak. Başparmak, diğer dört parmağın karşısına gelebildiği için tutar, kavrar ve üretiriz. Elin fonksiyonlarının yaklaşık %50’si başparmağa bağlıdır. İnce motor becerilerden kaba güce kadar elin tüm işlevlerinde başparmak belirleyici rol oynar. Bu özellik, insan dönüşümünün dönüm noktalarından biridir.
Zihin tasarlar, el gerçeğe dönüştürür. Mağara duvarındaki ilk çizgiden, bir çocuğun karaladığı resme;
cerrahi bir operasyondan bugünün ileri teknolojilerine, kuantuma kadar uzanan her başarı, bu eşsiz koordinasyonun ürünüdür.Canlı damarlarla beslenen insan eli ile robotların kablolu elleri ile karşılaştırdığımızda, bu uyum yarışında hâlâ kimin önde olduğu sorusu anlam kazanıyor.
İnsan sözcüklerle değil, nesnelerle öğrenir. Dokunarak, deneyerek, yaparak…
Bu gerçek çocuklarda çok daha açık görülür. Her doğan çocuk, kendi çağının teknolojisine yatkındır. Bunun nedeni doğuştan gelen bir üstünlük değil, kültürdür.
500 yıl önce çocuklar evcilik oynuyordu.
100 yıl önce kamyonlarla oynuyorlardı.
Bugün ise bilgisayarlarla oynuyorlar.
Oyuncaklar ve araçlar, çocuğun hizmetine sunulan kültürel ürünlerdir. Çocuk, içine doğduğu dünyanın dilini elleriyle öğrenir. Çünkü beceri sorumlulukla gelişir. Elini kullanan çocuk; üretmeyi, paylaşmayı ve başarmayı öğrenir. Bu, yalnızca bir iş öğretmek değil, hayata hazırlamaktır.
Bugün insanlığın elinde muazzam bir potansiyel var: Tonlarca enerji, sınırsız fikir ve imkân… Ama ellerimizle üretmediğimiz hiçbir bilgi kalıcı olmuyor. Eller çalıştıkça zihin gelişiyor, zihin geliştikçe toplum ilerliyor.Bence insanın nişanesi elleridir.
Ellerimizin kıymetini bilelim. Çünkü ellerimizi geliştirdikçe zihnimiz, zihnimizi geliştirdikçe uygarlığımız gelişir. Belki de adil bir dünya kurarız!!!