?>

Evreka / Kleio

Bülent Kaya

6 ay önce

İlham üzerine konuşmayı hep sevmişimdir. Çünkü hepimizin hayatında o “ne olduysa birden oldu” anları vardır ya… İşte o anların ardında, mitolojiye göre bir peri var: Kleio. [Yunan mitolojisinde ilham perisi]
Ama sadece efsaneler değil, insanlık da binlerce yıldır aynı sorunun peşinde:

“İlham nereden gelir?”

Cadılar, büyücüler, kâhinler, simyacılar… Hepsi bu sırrın peşinden koştu. Günümüzde ise bilim topu devraldı.

Modern bilime göre ilham, beynimizdeki alfa dalgalarının harekete geçmesi ile başlıyor.
Bu dalgalar en çok ne zaman ortaya çıkıyor dersiniz?

Duşta.

Yürürken.

Sakinleştiğimiz, zihnin gevşediği o tatlı aralıklarda…

O yüzden hepimiz Arşimet gibi banyoda “EVREKA!” diyecek gibi hissediyoruz bazen.

Aslında çok basit: Zihin rahatladıkça beyin yaratıcı moda geçiyor. Mutlu olduğumuzda kelimeler daha kolay akıyor, ruh halimiz kötüyken ise bırakın ilhamı, cümle bile kurmak zorlaşıyor.
Hatta komik bir video izledikten sonra bile birden bir fikrin parlaması hiç şaşırtıcı değil.

Biliyor musunuz, baskı altındaki insanların buluşları, icatları nadirdir. Çünkü baskı gerçekten zihni kilitliyor. Beyin sadece “nasıl kurtulurum?” diye düşünürken, yaratıcılığa yer kalmıyor. Ama özgür olduğumuzda… işte o zaman bambaşka oluyor her şey. Fikirler daha rahat akıyor, denemekten korkmuyoruz. Kısacası, yeni bir şey üretmek için önce zihnimizin özgür olması gerekiyor. Özgür bir beyin her zaman daha cesur ve daha üretkendir.

İçgörü denen o minik kıvılcımlar en çok sabah uyanır uyanmaz geliyor.
Zihin hâlâ yarı uyanık, yarı rüya...
Beyin dağınık, kurallar gevşek, sağ yarıküre coşmuş durumda.
Kısacası: İlham için mükemmel koşullar.

İşin ilginç yanı, ilham zorlama sevmez.

“Şimdi ilham gelsin!” dediğiniz anda her şey donar.

O yüzden bazen bırakmak, akışına güvenmek gerekir. Hatta ilhamı paylaştığımızda büyür; yargıladığımızda solar.

İnsanın beyni aslında çok enerjik bir makine. Aynı işi tekrar tekrar yaptığımızda otomatik pilota bağlıyor. İşte bu yüzden bazı insanlar 4–6 yılda bir şehir veya iş değiştirince birden üretkenleşir.
Yeni bir çevre, yeni yollar, yeni yüzler…
Merak artıyor, dikkat artıyor, adrenalin yükseliyor.

Beyin de bu tazeleyici şoku seviyor.

Mavi ve yeşil tonlarını boşuna huzurlu bulmuyoruz; bunlar [doğanın] renkleri ve beynin ilham vitaminleri adeta.

Güneşli bir mekânda oturduğumuzda üretkenliğimizin artması tesadüf değil.

Ve tabii ki seyahat…

Başka bir kültürü görmek, insanın zihnini adeta yeniden kalibre ediyor.
Seyahat, ilhamın en güçlü yakıtlarından biri.
Aynı şeyin başka bir toplumda bambaşka anlamlara geldiğini fark etmek büyük bir zihinsel kapı açıyor.
Bunu hepimiz biliyoruz ama sık sık unutuyoruz:

İlham genelde mola verdiğimizde gelir.

Beyin o kadar karmaşık ve zengin ki, bazen düşünmeyi bıraktığınızda düşündürmeye devam ediyor. Bilinç, bilinç altı, bilimç dışı faaliyetler.

İçgörü narin bir çiçek… Övgüyle açılıyor, baskıyla soluyor.

Bir de uyarı var:

Eğer işler çok kolay gidiyorsa… muhtemelen

[yanlış] yoldasınız.

Çünkü ilham zorlu yolun misafiridir.

 

İlham, tembelliğe gelmez. Çalışkanlara gelir.

Zorlamayı sevmez.

Ama emeği sever.

Zihni sever.

Rahatlamayı sever.

Bazen beklenmedik bir anda karşımıza çıkar; bazen uzun bir “damıtma” sürecinden sonra ağır ağır gelir. Michelangelo’nun Davut heykeli için söylediği söz hâlâ ilhamın özünü açıklar:

“Onu ben yapmadım, sadece sıkıştığı mermerden çıkardım.”

Aslında ilham hep oradadır.

Biz doğru şartları hazırladığımızda kendini gösterir.
Evren, faydalı fikri akıtmayı sever; yeter ki niyetimiz olsun.
Güneş yarın tekrar doğacak, biz de tekrar deneyeceğiz.
Çünkü çok çalışırsak toprak bile tembellik etmeyecektir.
Bu yolculuğun sonunda şu gerçeği görüyoruz:

İlham, koştuğumuz bir hedef değil; yaklaşmasını beklediğimiz bir misafirdir.

Onu zorlamadan, sabırla ve emekle çağırdığımızda mutlaka gelir.
YAZARIN DİĞER YAZILARI