?>

Batman Hastanelerinde neler oluyor?

Hatice Türkan

3 ay önce

Batman’da son dönemde hekim atamaları peş peşe…

Üstelik kritik branşlara…

Emek verenlerin hakkını teslim etmek lazım. Güzel işler yapılmaya çalışılıyor.
Güzel işler yapılmaya çalışılıyor çalışılmasına ama gel gör ki mesele sadece iyi niyetle yürümüyor.

Sağlık sistemi “niyetimiz iyi” diyerek ayakta duran bir yapı değil.

Sağlam bir yol haritası ve ciddi bir disiplin ister.
Çünkü burası kahvehane değil, insanlarım kendi canlarını emanet ettiği yerler…
Batman Bölge Devlet Hastanesi ve Eğitim Araştırma Hastanesi ile ilgili heybeme düşen eleştirileri paylaşayım bugün sizlerle.

İlk meselemiz güvenlik!

Hastanenin güvenlik birimi acilen güçlendirilmeli. Çünkü hastane dediğiniz yer, herkesin canını rahatlıkla emanet edebildiği bir yer bir olmalı.

Ama hastanenin yangın merdiveninde gözlerini sargı beziyle bağlayıp intihara kalkıştığını iddia eden bir şahsın hikâyesi ortalıkta dolaşıyorsa, ister doğru olsun ister olmasın, bu başlı başına bir güvenlik alarmıdır.

Hani bazen “yok artık” dediğimiz hikâyeler vardır ya…

İşte o hikâyelerin dolaşabiliyor olması bile sistemde bir boşluk olduğunu gösterir.

Diğer meselemiz; otomasyoncular ve tıbbi sekreterler.

Hastaneye gidiyorsunuz, bankoya bakıyorsunuz. Karşınızdaki kişi hasta yakını mı, görevli mi, stajyer mi, yanlışlıkla oraya oturmuş biri mi, belli değil.

Vatandaş soruyor:

“Oğlum, burada görevli kim?”

İçlerinden biri cevap veriyor:

“Valla ben de bilmiyorum”

Şaka gibi ama değil.

Çok mu zor resmi bir üniforma giydirmek?
Hastane dediğiniz yer, disipliniyle güven vermeli. Otomasyon görevlisi otomasyon görevlisi gibi görünmeli.

Tıbbi sekreter de tıbbi sekreter gibi.

Bu arada, otomasyoncular ve tıbbi sekreterler 2-3 ayda bir yer değiştirmeli.
Çünkü değişimin olduğu yerde hareket vardır. Değişmeyen koltuklarda ise zamanla laçkalaşma başlar.

Aynı sandalye, aynı masa, aynı dedikodu…

Bir süre sonra hastane değil mahalle kıraathanesi atmosferi oluşur.

Gelelim, giyim kuşam meselesine:

Doktorlar asla önlüksüz poliklinik yapmamalı.

Nasıl ki otomasyoncu otomasyoncu gibi görünmeli ise, aynı şekilde doktor da doktor gibi görünmeli.

Bu bir güven meselesi.

Hasta içeri giriyor.

Kimin doktor, kimin sekreter olduğu belli değil.

Hastane dediğiniz yer biraz da ciddiyetle ayakta durur, değil mi?

Bir de eğitim meselesi var.

Ayda bir kurum içi eğitimler yapılmalı.

Doktor da otomasyon personeli de eğitim almalı.

Çünkü sağlık hizmetinin yarısı tedavi ise diğer yarısı iletişimdir.

Hasta ile nasıl konuşulur?

Üslup nasıl olmalıdır?

Vatandaş soru sorduğunda yüzüne bakarak mı cevap verilir, bilgisayar ekranına bakarak mı?

Bunlar tekrar tekrar anlatılmalı.

Amca, hayatında ilk kez MR’a girecek.

“Oğlum, bu makine beni çarpar mı?” diye soruyor.

Bu soruya “sıradaki hasta gelsin” diye karşılık vermek sağlık hizmeti değildir.
Bir başka konu da hasta sayısı…
Doktorların baktığı hasta sayısı revize edilmeli.

Performansa dayalı sistemde ilginç bir düzensizlik var.

Bir doktor günde 40 hasta bakıyor, diğeri 120.
Birinin temposu maraton, diğerinin temposu pazar yürüyüşü gibi.

Bir kriter, bir kıstas olmalı.

Hastane temizliği ise her şeyden önemli.
Temizlik kadrosu ciddi eğitimlerden geçmeli. Sıkı kurallar çizilmeli.

Çünkü hastane temiz değilse, şifa değil mikrop dağıtır.

Yatan servislerde ise ayrı bir karmaşa…

Ziyaretçi yasağı var ama bazı servislerde sanki düğün salonu havası.

Sağlık hizmeti ahbap çavuş ilişkisiyle verilmez.

“Benim tanıdık var” mantığıyla yürüyen sağlık sistemi uzun süre ayakta durmaz.

Bir diğer meselemiz otopark.

Hastaneye gidiyorsunuz, araba park etmek ayrı bir hastalık sebebi.

Park yeri ararken tansiyonu yükseliyor insanın.

İki hastane binası arasındaki organik bağ ise tam bir şehir bilmecesi.
Göğüs servisi yeni binada (Eğitim Araştırma Hastanesi).

Kardiyoloji ise eski binada (Bölge Devlet Hastanesi).

Yeni binadaki hasta, MR için ambulansla eski binaya taşınıyor.

Hasta sedyede, personel peşinde, ambulansla dön, dulaş, dur.
Sağlık hizmetlerinde en önemli amaç, hastaya hızlı, güvenli ve etkin hizmet sunmaktır.
Ancak bazı planlama hataları, bu amacın tam tersi sonuçlar doğurabiliyor.
Göğüs servisi polikliniğinin eski binadan alınıp yeni binaya taşınması, ilk bakışta modernleşme gibi görünebilir.

Ancak işin pratiğine bakıldığında ciddi bir sorun ortaya çıkıyor. Çünkü göğüs servisi, kardiyoloji ve  tomografi cihazlarıyla yakın çalışması gereken birimdir.

Bu durum hastaların her tetkik için ambulansla taşınmasını zorunlu hale getiriyor.

Bu hem hastayı yoruyor hem personeli hem maliyetleri.

Oysa sağlık sisteminde yapılan her düzenlemenin merkezinde hasta güvenliği ve çalışan verimliliği olmalıdır.
Çünkü sağlıkta modernlik yalnızca yeni binalar yapmakla değil, doğru planlama yapmakla mümkündür.

Asansör meselesi de cabası…

Bakımları yetersiz. Sık sık bozuluyor.

Hastalar dakikalarca asansör bekliyor.

Asansör geliyor mu?

Gelmiyor.

Bekle babam bekle…

Bir kat yukarı çıkmak bazen İstanbul trafiğinde köprü geçmek kadar uzun sürüyor.

Hastanede iki şeyin hızlı olması gerekir:

Biri müdahale, diğeri asansör.

İkisi de yavaşsa vatandaşın sabrı hızlı tükenir.

Orada işini layıkıyla yapan, gece gündüz hastaların hayatı için mücadele eden doktorlar ve sağlık çalışanları yok mu?

Var elbette, hep var olsunlar.

Ancak benim heybemde biriken eleştiriler böyle.

Totalde şunu diyebiliriz:

Batman’da sağlık yatırımları var. Hekim atamaları var. Yeni hastaneler var.
Ama sistem dediğiniz şey sadece bina yapmakla tamamlanmaz.

Beton yapmak kolaydır. Düzen kurmak zordur.

Disiplin, güvenlik, iletişim, eğitim ve planlama…

Bunlar da en az beton kadar önemlidir.

Sağlık sistemi iyi niyetle değil, iyi yönetimle güçlenir.
Yoksa hastane büyür… Sorunlar da onunla birlikte büyür, büyür, büyür…
YAZARIN DİĞER YAZILARI