?>

ILO'nun çalıştayı ne mesaj verdi?

Hatice Türkan

5 saat önce

Geçen hafta yolum Ankara'ya düştü.

İki gün boyunca Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Türkiye Ofisi'nin, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu'nun desteğiyle yürüttüğü proje kapsamında düzenlenen çalıştaya katıldım.
Konu basın ve yayın sektöründe çalışma hayatıydı.
Daha doğrusu, gazetecilerin çalışma koşulları, hakları ve geleceği...

Salonda sendikalar vardı, işveren temsilcileri vardı, akademisyenler, kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve gazeteciler vardı.

Herkes farklı bir pencereden konuşuyordu ama aslında bütün cümleler aynı yere çıkıyordu.

Gazetecilik giderek daha zor bir meslek haline geliyor.

Çalıştayın uluslararası niteliği de dikkat çekiciydi. Salona çeviri kabinleri kurulmuştu.
Yurt dışından gelen uzmanlar kendi dillerinde sunum yaptı, biz ise kulaklıklarımızdan eş zamanlı Türkçe çeviriyi dinledik. Böylece sadece Türkiye'yi değil, farklı ülkelerde gazetecilerin hangi haklara sahip olduğunu, çalışma koşullarını ve iyi uygulama örneklerini de görme fırsatı bulduk.

Programın açılışını ILO Türkiye Direktörü Yasser Hassan yaptı. Ardından ILO Türkiye Ofisi Kıdemli Proje Koordinatörü Emre Dönmez, yürütülen projenin amaçlarını anlattı.
Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Çağrı Kaderoğlu Bulut, medya sektörünün mevcut yapısını ve gazetecilerin karşı karşıya kaldığı sorunları rakamlarla ortaya koydu.

İkinci gün ise Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Refik Korkusuz, medya hukuku, çalışma yaşamındaki temel haklar ve gazetecilerin hukuki güvenceleri üzerine sunum yaptı.

Elbette yalnızca akademisyenler konuşmadı.

Sendika temsilcileri de sahadan örnekler verdi. Düşük ücretler, uzun çalışma saatleri, güvencesiz istihdam, sendikalaşmanın önündeki engeller ve dijital medyanın oluşturduğu yeni çalışma biçimleri masaya yatırıldı.

Ben ise Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Ayrımcılıkla Mücadele başlıklı 2 numaralı masada yer aldım.

İki gün boyunca;

Konuştuk…

Dinledik...

Tartıştık...

Notlar aldık...

Bazen farklı düşündük ama ortaklaştığımız nokta hep aynıydı.

Gazeteciler daha güvenceli, daha adil ve daha insani koşullarda çalışmayı hak ediyor.
En çok üzerinde durduğumuz konulardan biri ise kadın gazetecilerin yaşadığı sorunlardı.
Konuşmalar ilerledikçe gördük ki mesele yalnızca ücret eşitsizliği değil.

Kadınlar daha işe alım aşamasında ayrımcılıkla karşılaşabiliyor. Aynı işi yaptıkları halde farklı ücret alabiliyor, bazı görevlerde erkek çalışanlara öncelik tanınabiliyor. Yönetici olacak birikime sahip olsalar bile cam tavan denilen görünmez engeller nedeniyle karar mekanizmalarına ulaşmaları zorlaşabiliyor.

Bir başka dikkat çekici başlık ise toplumdaki kalıplaşmış bakış açısıydı.
Hâlâ bazı çevrelerde, düzensiz çalışma saatleri, gece nöbetleri ve zorlu saha koşulları nedeniyle "gazetecilik kadın işi değil"miş gibi görünebiliyor.

Oysa haberin cinsiyeti yok.

Gazeteciliğin de olmamalı.

Bu önyargı, birçok kadın gazetecinin meslek hayatında görünmeyen baskılarla karşılaşmasına neden oluyor.

Bir de işin aile boyutu var.

Kreş imkanlarının yetersizliği...

Bakım hizmetlerinin yüksek maliyeti...

Ebeveyn sorumluluğunun büyük ölçüde kadınların omzuna bırakılması...

Çalıştayda paylaşılan görüşlerde özellikle ikinci çocuğun ardından birçok kadın gazetecinin ya sektörden ayrılmak zorunda kaldığı ya da kariyer hedeflerini ertelediği dile getirildi.

Bir diğer önemli konu ise güvenlikti.
Kadın hakları, çocuk istismarı, aile içi şiddet ve toplumsal olaylar gibi hassas alanlarda çalışan kadın gazetecilerin tehdit, hakaret, dijital linç ve zaman zaman fiziksel saldırılarla karşı karşıya kaldıkları örneklerle anlatıldı.
Ama bu çalıştay sadece sorunların sıralandığı bir toplantı değildi.
Çözüm önerileri de masaya konuldu.

İşe alımda fırsat eşitliği...

Eşit işe eşit ücret...

Terfilerde şeffaflık...

Kreş desteğinin yaygınlaştırılması...

Ebeveyn izinlerinin güçlendirilmesi...

Taciz ve ayrımcılığın güvenle bildirilebileceği mekanizmaların kurulması...
Kadınların sendikalarda, meslek örgütlerinde ve yönetim kademelerinde daha fazla temsil edilmesi...
İki günün sonunda grup üyelerimizin ortak kararıyla Masa 2'nin sözcüsü seçildim.

Kapanış oturumunda hazırladığımız sonuç raporunu tüm katılımcılarla paylaşırken aslında sadece bir masanın görüşlerini değil, daha adil, daha eşit ve daha güvenli bir çalışma hayatı talebini dile getirdiğimi hissettim.

Bu çalıştayla ilgili ajandama şunları yazdım:
Gazeteciler toplum adına gerçeklerin peşinden koşuyor.
Onlar da güvenceli, eşit ve insan onuruna yakışır koşullarda çalışmalıdır. Ve bu ayrıcalık değil, temel bir haktır.
YAZARIN DİĞER YAZILARI