?>

Timoklular Derneği’nin etkinliği neden önemliydi?

Hatice Türkan

1 ay önce

Batman’da kimi etkinlikler vardır; kalabalığıyla değil, bıraktığı iz ile ölçülür.

Batman’da Batman Timoklular Derneği tarafından Roza Düğün Salonu’nda düzenlenen Toplumu Bilinçlendirme Konferansı ve Şöleni de tam olarak böyle bir buluşmaydı.

Dışarıdan bakıldığında mütevazı görünebilir ancak içeride konuşulanlar, bu şehrin en derin yaralarına dokunuyordu.

Salonda ortak bir duygu vardı:

Dert edinme ve çözüm arama.

Uyuşturucu, yasa dışı bahis, fuhuş, dolandırıcılık ve doğa tahribatı…
Başlıklar ağırdı, meseleler gerçekti. Ve en önemlisi, bu sorunlar artık kimsenin “uzakta” sandığı şeyler değildi.
Dernek Başkanı Ferhat Bayındır, salonu selamlardan meseleyi yalın bir şekilde ortaya koydu.
Bu suçların yalnızca bireyleri değil; aileleri ve toplumun geleceğini doğrudan hedef aldığını söyledi.
Mücadelenin sadece devletin değil, toplumun tamamının sorumluluğu olduğunu vurguladı.
Bu cümle, günün belki de en kritik çerçevesini çiziyordu.

Hukuki boyutta söz alan Batman Barosu Başkanı Abdülhamit Çakan, özellikle sanal bahis ve kumarın gençler üzerindeki yıkıcı etkisini dosyalar üzerinden örneklerle anlattı. Batman Ticaret ve Sanayi Odası (BATSO) Başkanı Abdülkadir Demir ise meselenin ekonomik ve sosyal boyutuna dikkat çekti. Çevre cephesinde ise Çevre Gönüllüleri Derneği Başkanı Hasan Argünağa, doğa tahribatına karşı daha güçlü bir toplumsal refleks çağrısı yaptı.

Ben de o kürsüdeydim.

Batman Çalışan Gazeteciler Derneği Başkanı olarak bu güne kadar oturup adam akıllı tartışılmamış konuları daha sık konuşup tartışmak gerektiğini söyledim.

Altını çize çize belirttim:

Bu şehirde bazı sorunlar büyüyorsa, bunun en büyük nedeni sessizliktir.

Fuhuş meselesi çoğu zaman “ayıp” diye geçiştiriliyor.

Oysa bu, çoğu zaman bir tercih değil, çaresizliğin sonucu.
Arkasında tehdit, borçlandırma ve şiddet olan bir sömürü düzeni var.
Eğer bir şehirde kadınlar bu noktaya geliyorsa, bu sadece bireysel değil, toplumsal bir çöküştür.

Tefecilik ise en sessiz suç.

Bir esnafın çaresizliğiyle başlıyor, hayatını yavaş yavaş elinden alıyor.
Çözüm gibi görünen şey, aslında daha derin bir bataklığın kapısını aralıyor.

Uyuşturucu artık “uzak bir tehdit” değil. Tam ortasında yaşıyoruz. Yaş düşüyor, sınırlar kalkıyor. Bu bir alışkanlık değil, işsizliğin, umutsuzluğun ve boşluğun sonucu. Gençler hayal kuramadığında, karanlık yollar daha cazip hale geliyor.

Ve doğa… En az konuşulan ama en büyük bedeli ödenecek alan.
Kesilen her ağaç, kirlenen her su kaynağı, aslında geleceğimizden eksilen bir parça.

Bu dört başlığın ortak noktası açık: konuşulmuyor, gizleniyor, inkâr ediliyor, önemsenmiyor. Ve biz sustukça büyüyorlar.

Artık farkındalık aşamasını geçtik.

Bu şehir için sistem kurma zamanı.

Belki;

Mahalle temelli erken uyarı mekanizmaları kurulmalı, risk büyümeden fark edilmeli.
İkinci şans merkezleri açılmalı.
Çünkü birçok insan, suçtan önce mağdur.
Tefeciliğe karşı dayanışma modelleri geliştirilmeli, çaresizlik ortadan kalkmadan çözüm olmaz.
Gençler için alternatif alanlar oluşturulmalı, boşluk bırakılırsa o boşluğu sokak doldurur.
Doğa için şeffaflık sağlanmalı, herkes sürecin parçası olmalı.
Ve medya, sansasyonun değil, çözümün diliyle konuşmalı.
Bu sorunlar kader değil.
Ama çözüm, cesaret istiyor.
Tüm bunları konuşma fırsatı bulduğum için biraz da rahatladım.
Çünkü gazetecilik sadece yazmak değildir, biraz da konuşmaktır, şüphesiz.
O gün Roza Düğün Salonu’nda sadece konuşmalar yapılmadı.

Bir adım atıldı.

Eğer bu sözler o salonda kalmaz ve küçük bir harekete dönüşürse, bu etkinlik daha fazla anlam kazanacak.
Programın sonunda şiirler okundu, dengbêjler sahne aldı.
Kültür ve farkındalık aynı sahnede buluştu.

Belki de en güçlü mesaj buydu:

Bir toplum sadece sorunlarıyla değil, onları konuşma ve dönüştürme iradesiyle büyür.

Ve değişim…
Bir kişinin konuşmasıyla değil, bir toplumun susmamaya karar vermesiyle başlar.
YAZARIN DİĞER YAZILARI