?>

Hayatı anlamlandırmak

Kudbettin Çelik

1 yıl önce

Çocukken sokaklar bizim mutluluğumuzdu. Sabahın en erken saatlerinde uyanır akşamın karanlığına kadar sokaklarda oyun oynardık. Birileri çağırmazsa akşamları bile eve gitmeyi unuturduk. Cebimiz hep misket dolardı. Biri bize bir harçlık vermişse onunla bir çikolata almak yerine misket satın alır doyasıya oynardık.
Okul çıkışlarında önlüğümüzü bile çıkartmadan hatta bazen çantalarımızı bile eve bırakmadan mahallede arkadaşlarla beraber yaptığımız sahada akşama kadar top oynardık. Top kimin ise kaptan o olurdu. Takımı o kurar. Kimin oynayıp oynamadığına karar verirdi. Bazen istediği gibi pas almadığında maçın ortasında topu alıp oyunu bozabilirdi. Bazen sadece bir kişinin topu olurdu ve hepimiz onu beklerdik ya da plastik bir topu patlamış diğer bir topa geçirir onunla oynardık. Ama her şeye rağmen şampiyonlar liginden daha heyecanlı geçerdi maçlarımız. İyi oynayan futbolcu mahallede, okulda hep en saygı duyulan kişi olurdu.

Oyun hiç bitmezdi mahallede. Her çocuk kendi akranlarıyla gönlünce istedikleri oyunları oynardı. Kimi çelik çomak, kimi uzun eşek, kimi taş ve kale, kimi yakan top, kimi saklambaç, kimi Körebe oynardı. Mahalleler şen şakrak, sokaklar cıvıl cıvıldı.

Akşamları bile oyun bitmezdi. Kimse telefonla oynanmaz, televizyonlar açılmaz, misafirler gelse daha yetişkinler, çocuklar ailece oyun oynarlardı. Yüzük Oyunu, kibrit, İsim Şehir Oyunu, Aşık Oyunu, Beş Taş  Oyunu gibi bir çok oyun oynanırdı. Büyüklerin masal, hikâye anlatımı ile geceler uzar, mutluluklar daim olurdu. O masallar içinde uyuya kalır, sabaha güzel bir rüya ile uyandırdık.
Evler, sokaklar, okullar daha heyecanlı, daha fazla mutluluk veriyordu.
Şimdi her şey betonla doldu. Bahçeler azaldı, sokaklar daraldı, oyun alanları kalmadı.

Evlerde ödev yapmaktan, sınavlara hazırlanmaktan birbirimizle konuşmayacak hale geldik.

Okullarda tüm öğrenciler bir koşu maratonuna hazırlanıyor gibi sürekli bir rekabet halinde, sürekli birbirleriyle yarıştırmakta.
Sınavlara hazırlamaktan çocukları hayata hazırlamayı ihmal ettik.

Onlara her şeyi vermeye çalışırken, her istediklerini verirken aslında her şeyden mahrum bıraktığımızın farkına varmadık.

Akademik olarak başarılı olsun ama aynı zamanda ingilizce de öğrensin, bunun yanında müzik kursuna gitsin, yetmedi sporda da geri kalmasın derken, yeteneklerini de öldürdük, becerilerini de yok ettik.
Her şeyden korurken, aman üşümesin, başına bir yağmur damlası düşmesin, hiç kirlenmesin derken hastanelerden çıkamaz olduk.
Yarınlarına doludizgin hazırlanırken bugünü kaybettik, yorulmaktan yarınlara yetişemedik.

Hep bir koşuşturmaca hayatımız, hep bir telaş, hep bir yerlere yetişme tedirginliğini yaşıyoruz. Anıyı da, mutluluğu da ıskalıyoruz ve bir ömür kaybettiklerimizi aramakla geçiyor.

Oysa küçükken salçalı, yağlı bir sıcak ekmeğin içine tüm lezzetler, tüm mutluluklar sığardı.
Çok şey isterken, her şeyi kaybettik. Oysa hayatın anlamı, sevinci, heyecanı, mutluluğu sahip olduklarımızda. Yeter ki farkına varalım,  şükredelim, kanaat getirelim. Bize bağışlanmayanlar için hayıflanmayalım. Sahip olduklarımızın değerini bilelim, elimizdekilerin kıymetini bilelim. Zamanı anlamlandıralım, kendimize, çocuklarımıza anılar yaşatalım.
YAZARIN DİĞER YAZILARI