Okulların kapanmasıyla birlikte öğrenciler için tatil süreci başlamış oldu.
Yoğun bir eğitim yılı geride kalırken tatiller, bedenin dinlenmesi ve ruhun yeniden yeşermesi için bir imkandır, zaruri bir ihtiyaçtır
Bir bardağı musluğun altında bir müddetten sonra tutmaya devam edersen su taşar. Bilgi de öyledir. Sürekli zihni doldurmaya çalışmak aslında varolan bilgileri dışarı akıtmaktır. Çünkü insan beyni sonsuz bir alma kapasitesine sahip değildir.
Bir deve bir yükü ne kadar süre taşıyabilir?
Bir insan bir kilogram ağırlığı elinde ne kadar tutabilir?
Hiç durmadan yürüyebilen, hiç uyumadan yaşayabilen, hiç dinlenmeden çalışabilen kaç canlı vardır yeryüzünde?
Ağırlık ne kadar hafif olsa da insan onu sürekli taşıdığında yorulur. Elindekini bırakmazsa düşer ve kırılır. Mide verilen besinleri hazmetmeden, parçalamadan tekrar yemek alırsa kusar. Beyin de böyledir hiç dinlenmeden bilgi alırsa onu algılayamaz, yorulur ve performansı düşer.
Tatiller bu yüzden biriken yorgunluk tortularının atılması için bir fırsattır. Bu süre zarfında çocuklar mümkün mertebe kendine iyi gelen eylemlere odaklanmalı. Dinlemekten kastımız elbette sürekli uyumak, dijital mecralarda dolaşmak değildir. Beyin fonksiyonlarını harekete geçirecek, dopamin salgılamasını hızlandıracak, onu mutlu edecek aktivitelere yönelmek demektir.
Stres ve gerginlikten uzak kalarak günün en az bir saatini sakin ve sessiz ortamlarda geçirmek, arkadaşlarıyla sevdiği oyunlar oynamak, doğada yürümek, müzik dinlemek, kitap okumak, yüzmek, toprağa karışmak, bahçe sulamak, akrabaları ziyaret etmek, enstrüman çalmak, Kuran öğrenmek, yeni bir dilde kelime ezberlemek, aileyle zaman geçirmek gibi aktiviteler ruha ve bedene şifa gibi gelecektir.
Sınav sonucuna bağlı olarak kendi başarısız ve yetersiz gören, ailesine karşı sürekli mahcubiyet duyan, sosyal baskı nedeniyle daha erken yaşta taşımayacak strese maruz kalan çocuklara bir nebze de olsa sınav ve denemelerden uzak kalmak, yarış ve rekabet ortamının dışında kalmak bir terapi gibi gelecektir.
Çocukların dünyasında olan herkese sesleniyorum!
Ucu bucağı görünmeyen denizlerde özgürce yüzmesi gereken balıklar gibi küçük akvaryumlara benzeyen odalara haps ettik çocuklarımızı. Bir masa başında gece gündüz test çözdürmeyi maharet bildik. Fırında iki ekmek almayı bilmeden, markette domatesin fiyatını öğrenmeden, yatağını toplamadan, sofradan tabağını kaldırmadan, misafire hoşgeldin demeyi öğrenmeden, çantasını hazırlamadan, çorabını giymeden, bir yumurta kırmadan büyüyor çocuklarımız. Bir fideyi toprağa ekmeden geçiyor ömürleri. Nasıl ağaçları sahiplenecek, ormanları koruyacak.
Bir papatya koklamadan hayatın kenarından dershaneye gönderdiğimiz bu çocuklar, bir kalbe sahip olmanın dünyanın tüm hazinelerinden daha değerli olduğunu nasıl öğrenecekler. Sınıftaki, okuldaki derecesine göre sahiplendiğimiz çocuklar, karşılıksız sevginin gücüne erişemeyecektir asla. Vicdanı, merhameti hep eksik kalacaktır. Bilgiyi cömertçe paylaşan yardımsever biri yerine bencil bir kişiliğe dönüşecektir.
Elbette kendi sorumluluklarını ihmal etmeyecekler. Elbette derslerine gereken azami özeni gösterecekler. Ama onları hayatın kalbinden koparıp yapay yaşanmışlıklara itildikçe mutlu olamayacaklar.
Bari bu tatillerde onları rahat bırakalım. Bol bol kitap okusunlar. Hobilerine zaman ayırsınlar. Sizinle vakit geçirsinler. Gezsinler. Yürüyüş yapsınlar. Bisiklet sürsünler. İbadetleri öğrensinler. Namaz kılsınlar. Kuran öğrensinler. Toprağa karışsınlar. Yüzmeye gitsinler. Bir tohumu toprakla buluştursunlar. Bir çiçeği büyüksünler. Yemek yapmayı öğrensinler. Evi süpürsünler. Bir kekin hamurunu karıştırsınlar. Yeni bir oyun bulsunlar. Bir deney yapsınlar. Akrabaları, yaşlıları, hastaları ziyaret etsinler. İyilik kumbarası yapsınlar. Kelime kutusu oluştursunlar. Şiir yazsınlar. Günlük tutsunlar. Dijital bir uygulama öğrensinler. Oyun oynasınlar. Tatilini tadını çıkarsınlar.
Unutmayın! Bilgiler her yaşta öğrenilir ama çocukluk her yaşta yaşanılmaz.