Büyük kızım Avzem ile okul çıkışı bir markete uğradık. Market girişinin manav bölümünde bir kasaya koyulmuş üzüm ikimizin dikkatini çekti. İri taneleri, büyük salkımları, cam gibi berrak rengi kasadan adeta gelin bu lezzetten mahrum kalmayın dercesine insanı kendine çekiyordu.
Evde üzüm olmasına rağmen, hiç ihtiyacımız olmadığı halde ve taifi üzümü dışından başka üzüm tercih etmediğim halde bu sunumdan, bu zarafetten, bu çekicilikten kendimizi alıkoymadık ve nefsin de ağır gelmesiyle bir iki kilo alıp çıktık marketten.
Eve geldiğimizde yemek hazır olmasına rağmen önce üzümden tattık. Üzümün ilk tanesini ağzıma atmakla beraber aldığım ham tat, korik lezzet, tüm acısıyla ağzımda korkunç bir hayal kırıklığı bıraktı. Bu iri ve devasa üzüm taneleri, bu duru ve berrak renk, bu çekici lezzet, bu baskın tat, bu zarif ve narin görüntüden çıkan tatsızlık; hayatın insana sunduğu tüm lezzetler gibi aldatıcıymış meğer.
Hayatın içinde, iş yerinde, kurumlarda, okulda kısacası her yerde karşılaştığımız ve kendini çok öven, pohpohlayan, benmerkezci, gösteriş budalası insanların eylem ve davranışlarına baktığınızdasize anlattıkları tüm mübalağalı cümlelerin bir süs, bir görüntü ve bir aldatmacadan ibaret olduğunu hemen anlayabiliyorsunuz.
Faydası, niteliği, kalitesi, kişiliği, verimliliği bir üzüm çekirdeği kadar olmayanların sözlerinde taşıdığı büyüklüğün bir balon şişkinliğinden başka bir şey olmadığını çok kısa bir zamanda öğreniyorsunuz.
Sürekli şov ve görüntü sunan, sürekli içeriklerini abartarak sergileyen, sürekli gürültü ve gösterişi insanların gözlerinin içine sokan, dev görüntü panolarına ışıklı ve cafcaflı cümlelerle reklam yapan kurumların bir sahte illüzyondan ibaret olduğunu içine girince hemen fark ediyorsunuz.
Göz boyama, yanılsama ile sihirbazlık gösterilerinde insanları kandıran ve büyük cümlelerin altında gizledikleri anlam yoksunluğunu günümüz sosyal medyanın ve toplumsal mananın sığlığının yardımıyla çoğu zaman da başarıya ulaştıklarını, içi kof kişi ve kurumların daha fazla ilgi ve değer gördüğünü de üzülerek seyretmekteyiz.
Ağızlardan çıkan sözler ne kadar şişkin ve büyülü olursa, ne kadar süslü ve gürültülü olursa günümüz insanlarını o kadar daha fazla etkiliyor. Çünkü bugün, kaliteyi, niteliği, verimi gerçek manada arayan insanların sayısı çok az. Zira aşağılık kompleksimizi ne kadar büyük sözlerle kapatırsak gerçekliğimizi o denli kapatacağımızı öğrenmişiz hep. Çünkü hep holigan ve slogan türetmişiz. Hep şakşakçı ve şaklaban. Hep öven ve alkışlayan. Hep konuşan ve bağıran. Üretmeyen, değer katmayan, nitelik kazandırmayan. Sadece şekil ve görüntüden, ses ve gürültüden türeyen cümleler büyütmüşüz.
Okullarda da çok sık rastladığımız bir durum bu. Gerçek manada işini layıkıyla yapan, her öğrencisine değer veren ve onları sahipleyen, dersini iyi anlatan, iş ahlakını önemseyen, görev ve sorumluluklarını zamanında yerine getiren, sürekli kendisini yenileyen, araştıran ve kendini geliştiren, mesleğiyle ilgili güncel yayınları takip eden, okuyan ve kitap okumayı öğrencilerine sevdiren, adil davranan ve empati kurabilen, her öğrenciyi özel görüp dersini bireyselleştirilmiş bir programa göre planlayan, anlayan ve anlam bilen, kendi menfaati dışından öğrencilerin ortak faydasını önceleyen öğretmenlerin daha az değer gördüğü, daha az sahiplendiği, daha fazla eleştirildiği, çalışmalarının görmezden gelindiği ve hep mağdur olduğuna şahit olmuşsunuz. Tam aksine ders verimliliğinden kopuk iş ve işlemlerle, görüntü ve gürültüyle, şov ve gösterişle kendini sunan, reklamını yapan, ağzı laf yapan, öğrenci yararından çok kendi menfaatlerini gözeten, ders içinde zamanı lafügüzafla geçiren ama dışarda kahraman gibi gözüken, anlam ve içerikten yoksun, içi boş sözlerle kendine ördüğü elbiseyle dışarıya büyülü ve abartılı görünen, niteliksiz öğretmenlerin gerek kurum içinde, gerek eğitim camiasında, gerekse veliler tarafından daha çok övüldüğünü, daha çok alkışlandığını görüyorsunuzdur.
Çünkü aslında hiçkimse kendi gerçekliğiyle yüzleşmek istemez. O yüzden hep gösterişli cümlelerin arkasına saklanır. Tıpkı iri, büyük, devasa üzüm tanelerinin tat ve lezzetten yoksun olduğu gibi. Kendini ne kadar abartarak anlatırsan, zemini hazır bir toplumda o kadar ilgi ve beğeni toplarsın.
Hal böyleyken; alıcısı çok olan bu ucuz anlam pazarında herkes kendini vitrine çıkarmanın peşinde. Bu yüzden iletişimiz de, ilişkilerimiz de, eylemlerimiz de, davranışlarımız da, ahlakımız da, değerlerimiz de, yaşamlarımız da bu yapay sahnede sadece bir görüntüden ibarettir.