Geçmiş Ramazan Bayramınızı kutlayarak başlayalım… Hayırlı Bayramlar.
Rahmet ve bereket ayı olan Mübarek Ramazan Ayını geride bıraktık. Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu bereket ve cehennem azabından kurtuluş olan bu ay’dan herkes nasibi kadarıyla nasiplendi.
Şimdi yeni bir yıla girmiş bulunuyoruz. Arınmış, temizlenmiş ve affediliş olmayı umarak…
Hani Mevlana der ya “Dün dünle beraber gitti cancazım / Ne kadar söz varsa düne ait / Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.”
Evet, dün dünde kaldı. Şimdi yeni şeyler söylemek, yeni işler yapmak, yeni yollar çizmek lazım. Tabi ki hayatımıza aldığımız iyi ve güzel şeyleri sürdürmek, yanlış ve kötü şeylerden uzaklaşmak lazım.
Bizlere düşen geçmişin hata ve yanlışlarını kapatmak, hayırla dolu yeni bir yol açmak, tertemiz bembeyaz yeni bir sayfaya giriş yapmaktır.
Alemlerin Rabbi Allah azze ve celle “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” diyor Hud suresi 112. ayette…
Evet, yeni açtığımız hayat sayfasında yeniden Allah’ın bizlere emrettiği gibi dosdoğru olma zamanıdır.
Bu hitap yalnız peygambere mi? Değil tabi ki…
“Sana tabi olanlarda dosdoğru olsun” diyor Allah (cc)… Ve uyarıyor bizleri “Azgınlaşıp haddi aşmayın.” Ardından “Çünkü o yaptıklarınızı görendir.” Diyor. Ne korkunç bir tehdit...
Allah tarafından yapılan büyük uyarı, tehditlerin en korkuncu… “Çünkü o yaptıklarınızı görüyor.” İman eden için bundan daha güzel bir uyarı ve daha büyük bir tehdit var mı? Tab ki yok…
“Emrolunduğun gibi dosdoğru olma” görevinin hem psikolojik ve hem de sosyolojik olarak ne kadar büyük bir görev olduğunu Peygamberimiz (sav)in “Hud suresi beni yaşlandırdı.” Sözünden daha iyi anlıyoruz.
Allaha ve Resulüne iman etmek elbette islam’ın ilk şartı ama emrolunan şekilde emirlerin dosdoğru yerine getirilmesi, tuğyan edip haddi aşmamak ise imandan sonra çok daha önemli...
Ve akabenden gelen en büyük uyarı “Allah’ın her şeyi gördüğü...”
Bu ayette büyük uyarı ve büyük tehdit iç içe… Muazzam bir nasihat… mükemmel bir uyarı… Allah bizlere sadece “iman edin,” demiyor. Bizleri “Emrolunduğumuz gibi dosdoğru” emrediyor.
Evet, bizler İslam’la şereflenmiş, Müslüman bir toplumuz. Bununla tabi ki gurur duyuyoruz. Ama asıl gurur duymamız gereken Allah’la doğru olmak, emrettiklerini dosdoğru yapmak, tuğyan edip haddi aşmamak, Allah’ın her yaptığımızı görüyor olduğunu aynel yeqin, ilmel yeqin, kalbel yeqin ve zihnen yeqin bilmektir.
Allah’ın her yaptığımızı gördüğünü bilecek insanlar, acaba, Allah’ın emirlerinin dışına çıkar mı? Yalan söyler mi, iftira atar mı, yalancıların yanında yer alır, onları destekler mi? Hakka inandığını, hakkın yanında yer aldığını iddia edip zulmün ve zalimlerin yanında yer alırlar mı? Haksızlığa taraf olurlar mı, insanlara haksız yere zarar verecek fiillerde, eylemlerde, amellerde bulunurlar mı? Çıkar ve menfaatleri için hakkı, hukuku ve adaleti ayaklar altına alırlar mı? İnsanlara ve insanlığa zarar verecek yollara tevessül eder mi? Dinini, inancını menfaat ve çıkarlarına feda ederler mi? Tabi ki etmezler…
Evet, bunları yapmaları mümkün olmaz. Olamaz.
Maalesef insanların ikiyüzlülüğü, sahtekarlığı, kendini bilmezliği, çıkar ve menfaatini ilk planda tutmaları Allah’ın emrettiği gibi dosdoğru olmalarını engellemektedir.
Arsızın arlı, haksızın haklı, hırsızın hırlı, namussuzun namuslu yerine konulduğu bir zamanda Allah’ın emrettiği gibi dosdoğru olmak tabi ki amellerin en güzelidir. Allah’ın emrettiği gibi dosdoğru olanlar, tabi ki Allah’ın en sevdiği kullarıdır, insanlığın yüz aklarıdır.
Bilinmelidir ki hakka davet ettiğini iddia eden nice insanlar “Emri bil maruf, nehyi enil münker”, “iyiliği emredip, kötü olandan uzaklaştırma” prensibi gereği ve de “Birbirlerini hakka ve sabra davet etme” gereği uyarı vazifelerini yerine getirmeleri nedeniyle uyarılanların küplere binmesine, neden olmuş, çirkeflik ve şirretliklerini hakkı söyleyenleri “sizleri içimizden attık” diyebilecek kadar azgınlaşıp haddi aşacak hale getirmiştir.
İşin daha da kötüsü hakkın ve hukukun yanında yer aldıklarını insanları kardeş olmaya davet ettiklerini iddia edecek kadar da yüzsüzleşebilmektedirler.
Bu ne büyük bir tutarsızlık ve hadsizliktir ki Allah’ın “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Sana tabi olanlarda dosdoğru olsun. Haddi aşıp tuğyan etmeyin. Allah her yaptığınızı görendir.” İlahi emrini görmemezlikten gelebilmekte veya görememektedirler.
Oysa bizler “Allah’ın emrettiği gibi dosdoğru olmakla” emrolunmuş, “tuğyan edip haddi aşmamakla” uyarılmış ve Allah’ın her yaptığımızı gördüğünü” beyan etmesi ile muhatap, tüm bunlara iman etmişiz. Hal bu iken Allah’ın emretmediği gibi dosdoğru olmak yerine, şeytanın kulağa fısıldaması misali gizli saklı hadsizliklere tevessül ederek, en basit şekliyle kardeşlik ilkesini ayaklar altına alıp haddi aşarak tuğyan etmişiz. Allah’ın emrini ihlal ederek kendimizi kaybetmişiz.
İslam kardeşliğini hak doğrultusunda değil de çıkar ve menfaatlerimiz doğrultusunda uygular hale gelmişiz. Güç odaklarının isteklerine uyarak emrolunduğumuz gibi dosdoğru olmaktan uzaklaşmışız. Hata etmiş ve de Allah’ın yaptıklarımızı gördüğünden, her şeyden haberdar olduğundan gafil kalmışız. Haddi aşmışız. Ve de kendimize yazık etmişiz…
Rabbimizden isteğimiz, Şu mübarek Ramazan ayının bitimiyle bizleri;