?>

İslam şeriat hakikat ve durumumuz (2)

Faysal Yaman

1 yıl önce

Allah bizlere insanlar arasında hükmettiğimiz zaman adaletle hükmetmemizi emrediyor.

Bundan önceki yazımda bir muhakeme talebim vardı. Bu muhakemenin sonucu üç gün sonra bildirilecekti.

Bizlere üç gün sonra aynı yerde ve aynı saatte bir araya gelmek için davet edildik. Hüküm ve alınan karar hepimizin bulunduğu bir ortamda dava edilenler ve arabulucuların arasında açıklanacaktı.
Beklenen zaman geldi. İstenilen gün ve saatte istenilen mekâna gittim. Muhakeme zamanı gelmesine rağmen ortalıkta kimsecikler görünmüyordu. Ne dava edilenler vardı, ne davayı açan İmam… arabulucularda ortalıkta bulunmuyordu. Anlaşılan ben yalnız gelmiştim. Diğeri gelmeyecekti.
İl başkanı her şeyden haberdardı. Etrafı kontrol ederek beni tenha bir köşeye çekti. Gizli bir şekilde “Hepiniz kardeşimizsiniz.” bizim açımızdan sizlerin arasında hiçbir fark yoktur.” Dedikten sonra “Biz seni içimizden atmışız.” Deyiverdi.
Ben donup kaldım. Ben ne için gelmiştim ne ile karşılaşıyordum. “İçlerinden atmak” ne demek? “Hem kardeş olup hem içlerinden atmak nasıl oluyordu?” Daha şaşkınlığımı üzerimden atmadan haklıymış gibi “Biliyor musun seni niçin içimizden attık.” ben şaşkınlıktan cevap vermeden kendi sorusuna kendi cevap verdi. “Çünkü bundan önce mahkeme edildiğiniz bir davada sen “FALAN HOCAMIZA” ‘şeriate göre hükmetmedi’ demişsin. Bizde bu nedenle seni içimizden attık” diyordu.
Ben daha çok şaşırmıştım. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Hiçbir zaman düşünemeyeceğim, bırak düşünmeyi, hayal bile edemeyeceğim bir durumla karşılaşmıştım. Böyle bir şey olabilir miydi? Bu kadar aklı başında imanı kamil, dini bütün, hak ve adalet için mücadele eden, bu kişiler kalkıp önünü arkasını düşünmeden “Biz seni falan Seyda şeriate göre hüküm etmedi dedin” diye “İçimizden attık.” diyebilirler miydi? İçimizden atmakta ne oluyordu? İslam dininde böyle bir hukuk var mıydı? Tabi ki yoktu, diyemezdi, dememesi gerekirdi. Ama diyordu işte!…
Ben hayatımın en büyük hayal kırıklığını yaşıyordum. Ben ne için gelmiştim neyle karşılaşıyordum. Hangi mesele için gelmiştim hangi mesele nedeniyle cezalandırılıyordum? Muhakeme edildiğimiz konu ile alakası olmayan bir konu bahane edilerek resmen aforoz ediliyordum.
Şaşkındım. Bunu kırk küsur yıldır dost bildiklerim mi söylüyorlardı? Hem de Allah’ın hukuku Şeriat ile hak ararken…

Allahtan korkan, peygambere iman eden, Kuran’a, ahiret gününe, hesaba, cennet ve cehenneme inanan biri bunları söyleyebilir miydi?

Çok şaşırmıştım. Nasıl bir imtihanla imtihan edildiğimi anlamaya çalışıyordum. “Ya rabbi ya sabır.” diyebildim… Şaşkınlığımı biraz üzerimden attıktan sonra “Ben şu şahıslarla muhakeme edilmek için geldim. Siz; “Falan Seyda’nın verdiği bir kararda ‘şeriate uymadı’ dediğim için beni suçluyor, suçlamakla da kalmıyor “Beni içinizden attığınızı” söylüyorsunuz? Bu yaptığınız hakka hukuka, şeriate, adalete, hakkaniyete, İslamiyet’e ve Allah’ın adaletine uygun mudur?” Diyebildim.
Mollamız “Sizleri falan gün bir araya getirip hakkınızdaki kararı yüzünüze söyleyeceğiz” demişken hiçbiri ortada yok. Ne hasımlarım burda, ne muhakeme heyeti, ne İmam… Bir araya gelip karar verilmesi gerekirken bir Seyda’nın Şeriate göre karar vermediği bir meselede “Şeriate uymadı.” Dediğim için “Biz seni, içimizden atıyoruz.” diyorsun.
Bu yaptığınız ne şeriate, ne adalete ve ne de Allah’ın hükmüne uyar.  Sizler gerçekten Allah’ın emirlerini uygulamıyorsunuz. Sizin dininiz size, benim dinim de bana” diyerek oradan ayrıldım.
Maalesef bizlerin Mahkeme ve Şeriat uygulamamız bu kadardı. Bırakın Allaha, Resulüne ve şeriatine göre hüküm vermeyi, beşeri hukuk sistemine göre bir mahkeme bile oluşturamıyorduk.
Oysa Allah bizlere “Allah; İnsanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” Diyordu. Ve bizleri “Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte, her şeyi görmektedir.” (Nisa 58) diyerek uyarıyordu. Bir başka ayette: “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu, takvâya daha uygundur. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Maide 8) diye emrediyordu.
Akabinde de “Âyetlerimi azıcık bir dünya menfaati karşılığında satmayın! Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin tâ kendileridir.” (Maide 44) “Her kim de Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar zâlimlerin tâ kendileridir.” (Maide 45) “Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar fâsıkların tâ kendileridir.” (Maide 47) diyordu.
Allah’ın hükmü gayet net ve açıktı. Allah bizlere adaletle hükmetmemizi emrediyordu. “Onların arasında Allah’ın indirdiği ile hükmet, onların arzularına uyma. Allah’ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından bile seni saptırmamaları için, onlara karşı son derece dikkatli ol! Eğer senin verdiğin hükmü kabul etmez de yüz çevirip giderlerse, şunu bil ki Allah, bir kısım günahları sebebiyle onları belâya uğratmak istemektedir.” (Maide 49) diyerek uyarıyordu.
Allah’ın dini, adaleti ve şeriatı oyun ve eğlence değildi. Allah bizleri “Dinlerini bir oyun ve eğlence (konusu) edinenleri ve dünya hayatı kendilerini mağrur kılanları bırak. Onunla (Kur'an'la) hatırlat ki, bir nefis, kendi kazandıklarıyla helake düşmesin” (Enam 70) diyerek yol gösteriyor.
Bizler ne yapıyorduk. Allah’ın emirlerine boyun eğmek yerine biri birlerimizi içimizden atıyor, dinden çıkarıyorduk.
İslam’ı, ve İslam’ın hükümlerini uygulamaktan uzaktık. Ölçümüzü Kurandan çok heva heveslerimizden alıyorduk. Şeriatı savunuyor ama yeri gelince de şeriate uymuyorduk. Uymamız gereken Allah’ın dinini kendi mülkümüz gibi kullanıyorduk.

Bu konu ile ilgili yazımızın devamı inşallah gelecek hafta devam edecektir…

YAZARIN DİĞER YAZILARI