Karşılaştığım bir muhakemeyi anlatıyordum. Kaldığım yerden devam edeceğim.
Garip bir muhakemeydi bizimkisi. Verilen sözler tutulmamış, muhakemenin sonucu bildirilmemiş, bir başka dava da “Seyda Şeriate uymadı.” Dediğim için bu dava da cezalandırılıyordum.
Belli ki dava açtıklarım suçluydu. Bu bariz bir şekilde ortaya konmuştu. Belli ki doğru kararı vermek, adaletli olmak ağır geliyordu. Birileri haksız tarafın ortaya çıkması yerine, beni aralarından atmayı daha uygun görmüştü. Çıkar ve menfaat; hak, adalet ve şeriatten üstün gelmişti.
Allah azze ve celle Alimlerle ilgili şu gerçekleri ortaya koymuştu. "Onlar, Allah'dan başka bilginlerini ve rahiplerini de kendilerine Rab edindiler, (Tevbe Suresi 31) Resulullah (sav) bu ayeti okurken sahabelerden Hatem oğlu Adiy orada bulunuyor ve "Ya Resulallah, onlara ibadet etmezlerdi." deyince Resulullah buyurdu ki onlar: "Allah'ın helal kıldığına haram derler, siz de haram tanımaz mıydınız? Allah'ın haram kıldığına helâl derler, sizde helâl saymaz mıydınız?" deyince ben de "Evet" dedim. "İşte bu onlara ibadettir." buyurdu.” Diyerek bilginlerini ve rahiplerini nasıl rab edindiklerini ve onlara nasıl ibadet ettiklerini açıklıyordu.
Müfessirler bu ayeti yorumlarken “Onlar Allah'ın emrine, hakkın hükmüne değil, onların hükümlerine, onların iradelerine tabi oldular. Allah'ın emirlerine ters düşen keyfî arzularına itaat eylediler. Allah'ın haram kıldığı şeyleri onların emriyle helâl gördüler. Allah'ın emir ve yasaklarını değil de onların emir ve yasaklarını dinlediler. Onların iradelerine heva ve heveslerine uydular.
Hakkı batıl, batılı hak yapmaya çalışanlar ise ilmî haysiyetten mahrum birer tağutturlar. Allah'ın emrine aykırı olduğu açık olan hatalarına bile itaatı caiz görmek, hasılı Allah bu konuda ne buyuruyor, diye düşünmeden, Allah'ın emrine uymak gerektiğini hesaba katmadan, onlara itaat dahi öyle bir şirk ve küfürdür. Allah'ı bırakıp başkalarına tapmak demektir (Sorularla İslamiyet tevbe 31. Ayet tefsiri)
Evet, Allahu teala bizlere dinini bu şekilde bildiriyor, alimler, bizleri Allah’ın dinini bu şekilde öğretiyor. Müslümanlar olarak bizlere düşen ise Allaha ve resulüne uymaktır. Sapmalara ve yoldan çıkmalara karşı durmaktır.
Gerçeklerin bilinmesi gerekiyor. Doğrular yazılmadıkça her zaman güçlü olan haklı olacaktır.
Belli ki Allah için yola çıkan kutsal davalar, bazen bazı güç odakları tarafından Allah’ın belirlediği sınırların dışına çıkabiliyorlar. “Gayemiz Allah” diye yola çıkılan davalar, bazen bazı menfaat odakları tarafından maalesef saptırılabiliyor. Uyanık olmak ve hakka sarılmak gerek.
Tabi ki Allah’ın davası bu menfaat ve çıkar odaklarından münezzehtir. Allah’ın davası pak, temiz ve lekesizdir. İlahi davaya hiç kimsenin zarar vermeye gücüde kudreti de kuvveti de yetmez.
Bu söylediklerimiz her dava da ortaya çıkan çıkar ve menfaat odaklarıdır.
Gayemiz Allah, önderimiz Resulullah, anayasamız Kuran, yolumuz cihad, en büyük arzumuz Allah yolunda şehit olmak, diyerek yola çıkan böyle bir kutsal davanın Allah’ın belirlediği sınırları yok sayması kesinlikle düşünülemez.
Benim de böyle bir düşünce içerisinde olmam mümkün değildir. Allah’ın dini için binlerce şehid vermiş, onbinlercesinin hapis yattığı, yüzbinlercesinin muhacerat yaşadığı ve halen onbinlercesinin yurt dışında sürgün yaşadığı bir davanın böyle bir sapma içine girmesi tabi ki düşünülemez. Düşünülmesi mümkün bile değildir.
Bahsi geçen Seydaya “Böyle bir muhakeme sonucunda bu şekilde bir karar alındı. “Caiz midir?” diye sorsak kesinlikle caiz olmadığını söyleyecektir. Yine aynı şekilde şeriata göre verilmeyen bir karar için birisi “bu şer’i değildir.” Dedi diye “dinden ya da cemaatten çıkar mı?” Diye sorsak yine aynı imam kesinlikle “çıkmaz” diye cevap verecektir. Allah’ın birliğine nasıl inanıyorsam Seyda’nın bu cevapları aynen vereceğine de inanıyorum. Hiçbir imamın bunun dışında bir karar vereceğini de sanmıyorum.
Hal bu iken bazılarının kendi nefislerinden ve şeytani desiselerinden yola çıkarak sözde Seydayı savunma adına “Biz seni falan imamın verdiği karar nedeniyle ‘şeriate göre hareket etmedi’ dediğin için aramızdan atıyoruz.” Demeleri bir grup güç odağının iktidar hırsı nedeniyle ortaya çıkan şeytani hile ve desiselerinden başka bir şey değildir.
Herhangi bir cemaat veya cemiyet veya partinin düşünce ve fikri ile de hiçbir alakası yoktur.
Bu nedenle bahsi geçen muhakeme de içinde bulunulan pak temiz cemaat, cemiyet ve partiyi bahsi geçen muhakeme sonucundan tenzih ediyorum. Onun şerefli, izzetli, onurlu, fedakar, cefakar, muvahhid, hakperest ve adil yönetici, idareci, fert ve gönüllülerini Allah’ın ve Resulünün arınmış, birer yandaşı ve yoldaşı olarak görüyor, kutsal davalarını her türlü leke ve şaibeden uzak tutuyorum. Onları; nefislerin şeytani desiseleriyle alınan kararlardan da tenzih ediyorum.
Her davanın yoldan sapmalara karşı temkinli ve tedbirli olması gerektiğini bir kez daha önemsiyorum. Bu vesile ile Üstad ve Rehberin tavsiyelerini bir kez daha önemsiyorum.
“Küçük kırgınlıklar için dahi olsa helallik dileyin, aranızdan su–i zannı kaldırın, hüsn–ü zan ve güzel dualarla kalplerinizin yakınlaşmasını sağlayın. Birbirinize hakkı ve sabrı tavsiye edin. Adlarınız; adalet ve merhamet ile birlikte anılsın. Ağzınızdan çıkan her sözün ‘doğru söz’ olacağından kimsenin şüphesi olmasın.” Dileklerine katılıyorum…