Değerli yazarımız Kemal Tarhan’ın Çinarê Barıncê adlı kitabını okudum.
Kemal Tarhan bölgenin ileri gelenlerinden bir akilmend. Görmüş geçirmiş bir aydın. Yaşı yetmişe dayanmış bir çınar. Bölgenin aqil insanlarından.
Kendisiyle kitap fuarında tanıştım. Elinde gayet ebatlı kalın bir kitap. Üzerinde Kürtçe “Barıncın Çınarı” anlamına gelen “ÇİNARÊ BARİNCÊ” yazıyor. Kürtçe isim dikkatimi çekti. Kendisiyle tanışmak istedim. “Hocam kitabın ismi Kürtçe ama içi Türkçe yazılı” demesiyle tanışmış olduk.
Biz yazarlar kendi aramızda kitaplarımızı hediye ederek tanıtıyoruz. Kemal Bey’le de öyle yaptık. Fuarda hediye ettiği 750 sayfalık kitabı yeni bitirdim. Ne yalan söyleyeyim Kemal Beyi taktir etmemek mümkün değil. Kitap okudukça akıp gidiyor. Eğitimini üniversiteye kadar tamamlamamış birinin olayları bu kadar güzel ve akıcı bir şekilde anlatması, cümleleri güzel kurması, saf ve temiz bir üslup kullanması gerçekten taktir edilecek bir durum.
Hep söylerim insanlarımızın önü açılsa, elinden tutulsa, nice önemli ve büyük yerlere aday olacak, birçok başarıya imza atacaklar. Ama maalesef Kürt atasözünün dediği gibi “Kurmê darê ji darê ye.” misali bizleri kuru kütükler gibi işlevsiz hale getiren yine bizden olan bizim içimizdekiler. Hasetçilerimizin içlerindeki iyileri yok etme hastalığı yengeç misali başarıyı engelleyebiliyor.
Kitap; öyle bir samimiyetle yazılmış ki okuyucu kendini bir dost, bir ağabey veya bir yakınıyla sıcak bir sohbet ortamında buluyor. Bende fazlasıyla bu samimiyeti bulduğumdan kendisine Kemal Abi diyeceğim.
Kemal Abi’nin samimi, dürüst, candan anlatımları kişiyi bir dost sohbetine çekiyor. Çok yakın bir arkadaşının samimi ve içten sırlarını paylaşıyormuşsun gibi hissediyorsun sayfaların içinde ilerledikçe…
Çınarê Barıncê, edebiyat, üslup, anlatım ve olayların akıcılığıyla nice edebiyatçılara taş çıkartacak bir kitap… Abartısız söylüyorum bir Dostoyewski, bir Tolstoy, bir Kemal Tahir veya Orhan Kemal neyse Kemal Abi’de aynı edebiyat seviyesince yazmış, anlatmış. Eğer kendini Edebiyat çalışmalara verseydi inanıyorum ki iyi bir edebiyatçı olurdu. Gerçi kendisi için şimdi de geç değil. Halil İnalcık “eserlerimi yetmişinden sonra yazdım.” diyor
Eğer kitap bir edebiyatçının düzenlemesinden geçse en az 1500 sayfayı bulacak ebatta. Fakat Kemal Abi’nin düzenlemesi ve küçük harfle 750 sayfaya sığdırılmış. Buna rağmen akıcılığından hiçbir şey kaydetmemiş. Sanki iki arkadaş oturmuş hoş bir dille karşılıklı sohbet ediyor.
Kitabın en önemli özelliği bölgemizin en az 100-150 yıllık tarihini irdelemesi. Bilhassa doğudaki yaşanmış olaylar hakkında parça parça bilgiler sunuyor. Ara ara hikayelerle bölgenin güneyinden de bahsediyor tabi ki...
Kitap objektif hikayelerden oluşmuş.
Kemal Abi anılarını anlatırken aslında bölgenin tarihine ışık tutuyor. Halk ve devlet ilişkilerini hikayelerin içerisinde bulmak mümkün. Bilhassa Doğuda yaşanmış Çarlık Rus harbinin etkileri açık bir şekilde görülüyor. Tabi ki hepsi rivayetlere dayanıyor. Bir tarih kitabı değil.
Rus ordusunun ilerlemesi, Rus Ermeni işbirliği, Müslüman halkın muhaceratı ve sonrası kitapta değişik hikâyelerle irdelenmiş. Ruslara karşı halk direnişi ve verilen şehitler de ayrıca dile getirilmiş. Kitapta bölge halkının tarihteki yol haritası görülebiliyor.
Kemal Abi anılarını gayet mütevazi bir dille yazmış. Yazdıklarında kibir, gurur, kendini beğenmişlik görünmüyor. Hemen hemen tüm olayların içinde olmasına rağmen sanki kendisi meseleye hiç müdahil olmamış gibi gayet doğal ve abartısız anlatımlarda bulunuyor. Düşman saydıklarını bile ölçülü bir dille anlatmış. Kırıcı, dökücü, bozucu olmaktan uzak durmuş. Yapıcı bir dil kullanmış. Olayları ve kişileri anlatırken de hiçbir zaman art niyet göstermemiş. Hasımlarını bile objektif, tarafsız ve de incitmeden, anlatmış. Bu yönüyle de takdirimi çekti doğrusu.
Hele hele bir olayı var ki kendi yaramdan olsa gerek çok beğendim. Şöyle diyor anlatımında… Zamanında kavgalı oldukları ailelerden birinin kadınlarının bulunduğu bir araç sınırlarından geçerken bozuluyor. Araçta genç bir erkek var. Kendilerine zarar verilmesinden korktukları için TP işçilerinin bulunduğu kampa sığınıyorlar. Kemal Abi bu meseleyi haber alınca bir araçla onları alıp evlerinde misafir ediyor. Güzelce ağırlayıp ertesi gün köylerine gönderiyor. Bu çok taktir ettiğim bir davranış.
Bu gelenek aslında bizlerin örf ve adetlerimizde var. Bu şerefli bir o kadar da izzetli davranışın günümüzde sürdürülmesi önemli…
Bu davranışı başıma gelen bir meseleyle kıyaslayınca daha çok önemsiyorum. Bir ara Elazığ cezaevinde bulunuyordum. Cezaevi şehrin dışındaydı. Ziyaretime gelen eşim, çocuklarım, kaynanama görüş izni almak için biraz geç kalmışlardı. Bu gecikme nedeniyle beraber geldikleri dolmuş şoförü ve arkadaşları beklememiş, Akşam vakti onları cezaevinin kapısında bırakıp gitmişlerdi. Oysa bizler kanlımız bile olsa kadın ve çocuklarını koruyan bir gelenekten geliyorduk.
Demek ki davalar ne kadar izzetli olursa olsun izzet ve şeref adamın karakterinde yoksa izzetli ve şerefli olunmuyor.
Zaten örfen yapılması gereken bu davranışı Kemal Abi gösterdiği için daha çok sevdim. Hakikat şu ki kişinin ne dediğine değil ne olduğuna bakmalı insan…
Kemal Abi’nin kitabını okurken birçok hayat tecrübesi ile karşılaşıyoruz. Birçok nasihat ve fikirler serpiştirmiş yazılarının arasına… Okuyanlar muhakkak bunlardan istifa edecektir. Onu okudukça ne kadar renkli bir kişilik olduğunu, ne kadar anlayışlı ve derin görüşlü olduğuna bir kez daha şahit olacaksınız.
En büyük meziyet ise “Kan kanla yıkanmaz. Kan barışla yıkanır” sözünü destur edinmesi. Birçok olay görmüş geçirmiş olmasına rağmen sonunda bir yolunu bulup barışla sonlandırmış. Hele hele Karabulutlarla olan barışmalarından sonra amca yeğen gibi olmaları ve böyle davranmaları takdir edilecek bir durum…
Yazarımızın eksik ve noksan noktaları yok mu tabi ki var ama günahıyla sevabıyla Kemal Tarhan içimizden biri. Çınarê Barıncê okunması ve ders alınması gereken bir kitap. Kitapta bir aydın inceliği ile sıralanmış nasihat, öğüt, ders ve ibretlerden faydalanmamak mümkün değil…