Futbolu seven, futbolu bilen, futbola gönül veren bir şehirdir Batman…
Sokakta top koşturan çocukların hayali de kahvede maç yorumu yapanların cümleleri de Batman’a gelen rakip takım yöneticisinden futbolcusuna kadar herkesin ortak düşüncesi de aynı noktada birleşir:
“Bu şehir daha fazlasını hak ediyor.”
Peki, o “daha fazlası” yalnızca sahadaki futbolcuların omuzlarında mı? Tribünlerin bu sorumlulukta hiç mi payı yok?
Türkiye’de öyle şehirler var ki; takım zirveye oynasa da düşme hattında da olsa stadını doldurur. O tribünler 90 dakika susmaz. Skor ne olursa olsun destek verir. Çünkü orada taraftarlık skorla değil, aidiyetle ölçülür.
Batman’da ise hâlâ cevabını aradığımız bir soru var:
Bu şehir ne zaman stadını tam dolduracak ve 90 dakika boyunca takımının arkasında duracak?
Elbette mazeretler sıralanabilir…
“Takım iyi oynamıyor”, “Batmanlı futbolcu sayısı az”… Bunların hepsi bir yere kadar haklı olabilir. Ama kabul edelim ki tribün kültürü mazeretle değil, fedakârlıkla oluşur. İyi gün taraftarı olmak kolaydır. Asıl olan, zor zamanda orada olabilmektir.
Madem ki deplasmanlarda Batman, şampiyonluğa oynayan bir takım olduğu için istenmeyen sloganlara, pankartlara maruz kalıyor; o halde Batman taraftarına da bu hafta Erbaaspor maçında tribünde durmak düşer.
Batman taraftarı çoğu zaman tepkisini tribüne gelmeyerek gösteriyor. Oysa boş tribünler, susturulmuş bir şehir demektir. Bu sessizlik rakibi cesaretlendirir, kendi takımını ise yalnızlaştırır. Oysa itici güç tribündür. Baskı tribündür. Moral tribündür.
Batman’da bunu başardığımız anlar oldu. Stad dolduğunda, ses yükseldiğinde rakiplerin nasıl zorlandığını, takımın nasıl başka bir kimliğe büründüğünü hepimiz gördük. Demek ki mesele “olur mu” değil, “süreklilik” meselesi.
Bir de şu gerçek var: Batman genç bir şehir. Enerjisi yüksek, sesi gür. Ama bu enerji dağınık. Gruplaşmalar, küskünlükler, eski defterler tribünlere de yansıyor. Oysa rakip tribünler kimsenin geçmişte ne söylediğine bakmaz; sadece önündeki 90 dakikaya odaklanır. Batman tribünü de bunu başarmak zorunda.
Kimse her maç bayram havası beklemiyor. Sadece şu isteniyor:
Stad dolsun.
Tribünler bir olsun.
90 dakika destek olsun.
Islık rakibe, alkış kendi oyuncuna gitsin. Hata yapan futbolcu yuhalanmasın; ayağa kaldırılmaya çalışılsın.
Batman taraftarı ne zaman bazı diğer iller gibi olacak?
Cevap basit ama zor:
Tribünlerde tek ses olduğumuz gün.
Skordan bağımsız tribüne girdiğimiz gün.
Takımı yalnız bırakmamayı bir refleks haline getirdiğimiz gün.
O gün geldiğinde Batman sadece sahada değil, tribünde de kazanacak. Çünkü büyük şehirleri büyük yapan şey sadece takımları değil, o takımların arkasında dimdik duran taraftarlarıdır.
Batman’ın buna gücü var.
Soru şu: Bu gücü ne zaman göstereceğiz?