?>

Kürt kadınının onuru ve samimiyetsiz kınamalar

Faysal Yaman

13 saat önce

Geçtiğimiz günlerde, kendilerini ülkenin sahibi sanan ve ülkenin zenginliğini, kaymağını yiyen; ekonomiyi yüzyıldır kendi tekellerinde çeviren, devletten aldıkları kredi ve imtiyazlarla en zenginler arasına giren Vehbi Koç, ekabirler arasında anlattığı bir fıkra ile gündem oldu. Bu fıkra, Kürtleri ve bilhassa Kürt kadınını aşağılayan, hatta ahlaksızlaştıran bir içerik taşıyordu.
Öncelikle, bu tür ahlak dışı hikâyelerin toplumda kullanılmasını hiçbir zaman doğru bulmadığımı belirtmek isterim. Hele ki bu hikâyelerin etnik kökenlere, bölgelere veya belirli kesimlere mal edilmesi asla kabul edilemez. Bu zatın yaptığı densizliği elbette kınıyorum; fakat asıl mesele bu değildir.
Asıl üzerinde düşünülmesi gereken nokta, Kürt kadınının aşağılanmasına karşı gösterilen tepkilerin mahiyetidir. Günlerdir izliyoruz; sivil toplum kuruluşları, kanaat önderleri, tanınmış veya isimsiz on binlerce kişi kınama yarışına girdi. Hâlâ bu akımdan geri kalmamak için kınamalar devam ediyor.

Peki, bu duruma sevinmeli miyiz, yoksa üzülmeli mi?

Kanımca düşünmek gerekiyor. Sanki bundan önce Kürt kadınları hiç aşağılanmamış, hakarete uğramamış, küçük düşürülmemiş, alay edilmemiş gibi bir hava estiriliyor.
Oysa yıllarca Kürt kadınının yaşam tarzına, kültürüne, gelenek ve göreneklerine hakaret eden, şeref ve namusunu ayaklar altına alan kesimlerin yaptıklarına ses çıkarmayanlar, şimdi Vehbi Koç’un fıkrasını tek meseleymiş gibi gündeme taşıyor.

Bu kınamaların çoğu maalesef samimiyetten uzak, yapmacık ve gösteriş için yapılan ucuz kahramanlıklardan ibarettir.

Kürt kadınının gerçek kimliğini anlamak için onun kültürünü, geleneklerini ve yaşam tarzını iyi bilmek gerekir.

Kürt kadını, şeref, namus, iffet ve onur açısından eşsiz bir karaktere sahiptir. Fedakârlığı, aileye bağlılığı, toplumdaki yeri ve konumu itibarıyla sözü dinlenen, değer verilen, saygı duyulan güçlü bir kişiliktir. Kan davalarını başlatıp yine sonlandırabilen bir iradeye sahiptir.

Bu gücün kaynağı ise ilahi tevhid akidesidir. İslam’ın tarih boyunca eğitip yoğurduğu, ahlak ve edep ile şekillendirdiği temiz fıtratının bir tezahürüdür. Kürt kadını, belleğinde kazınmış bu izzet ve iffet kültürünü kuşaktan kuşağa aktarmış, toplumsal belleğin korunmasında merkezi bir rol üstlenmiştir.

Ne yazık ki son yüzyılda, toplumlarımıza dayatılan Yunan mitolojisine dayalı Avrupa menşeli modernizm adı altındaki ahlaksızlık felsefesi, baskı ve zorlamalarla etkili olmuş ve toplumu ifsat etmiştir.
Özellikle son elli yılda sosyalizm ve komünizm akımları, Kürt hakları ve kadın özgürlüğü söylemleriyle “Jîn, Jîyan, Azadî” sloganları altında Kürt kadınının ahlakında çöküntüye yol açmış, evlilik müessesesini dahi zayıflatmıştır.

Oysa Kürt kadınının en önemli özelliği annelik görevidir.

Bu görev, ona toplumsal saygınlık kazandırır. Günümüzde aile yapısının korunması için kadının bu asli rolüne dönmesi sağlanmalı, kendisine layık olduğu değer verilmelidir. Kadınlar cinsel obje olarak değil, toplumsal görev ve sorumluluklarıyla değerlendirilmelidir.
Tarih boyunca Kürt kadını sadakatin, fedakârlığın ve toplumsal hafızanın taşıyıcısı olmuştur. “Özgürlük” adı altında bir meta haline getirilmesi, onun asli kimliğine yapılmış en büyük haksızlıktır.
Kürt halkının geçmişini ister Zagros Dağlarından, ister Med, Sümer, Akad veya Babil’den başlatalım; yahut tüm bunların da başlangıcı olan Nuh (a.s.) Tufanı’ndan ele alalım -ki Sümer yazıtlarında Tufan’dan bahsedilmekte, güncel tarihte ise Sümerlerin nasıl ortaya çıktığı kesin olarak bilinmemektedir.- Kürt kadınının sahip olduğu kültür, gelenek, örf ve adetlerin oluşturduğu kişilik ve karakter, peygamberlerin sunduğu ve Allah Teâlâ’nın bizler için emrettiği ilahi yaratılış fıtratı üzere şekillenmiştir. Bu karakter Hz. Nuh döneminden beri süregelmiş; Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve son olarak Hz. Muhammed (s.a.v.)’in öğretileriyle pekişmiş, asırlardır Kürt halkının ve kadının yetişmesinde merci olmuştur.

Günümüzde yeni şeyler keşfettiğini sanan bazı çevrelerin Zerdüştlük, Êzidilik ve Yaresaniliğe sarılarak bunları İslam’a alternatif bir din gibi öne çıkarmaları, aslında Allah’ın saptırılmamış gerçek dini olan İslam’a karşı duydukları arzularının dışa vurumudur. Aynı şey Hz. Ali’nin ve pak Ehlibeyt’in muhibbi olan Aleviler için de söylenebilir. Çünkü Hz. Ali’yi, Hz. Fatıma’yı, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i sevmek, Peygamber’i sevmektir; Peygamber’i sevmek Kur’an-ı Kerim’i sevmektir; Kur’an-ı Kerim’i sevmek ise Allah Azze ve Celle’yi sevmektir.

Hakikate baktığımızda, saydığımız tüm bu inançların özü İslam’dır. Hepsi insanlara “Allah’tan başka ilah yoktur” öğretisini sunmaktadır. İşte Kürt kadınının kişilik ve karakterini oluşturan kaynak bu ilahi inanç membağıdır.
Kürt kadını, yetiştirildiği bu kültür gereği tarih boyunca hep iffetli, izzetli, edepli ve namuslu olmuş; yüzyıllarca bu karakteri taşımıştır. Toplumsal belleğin korunmasında, dilin kuşaktan kuşağa aktarılmasında ve kültürel sürekliliğin sağlanmasında merkezi roller üstlenmiştir.
Kürt kadınlarının eğitim seviyesinin yükselmesi ve dijital iletişim araçlarının yaygınlaşması, Kürt kadın kültürünün ve geleneklerinin korunmasını ve daha ileri bir seviyeye taşınmasını sağlamalıdır.

Bugün modernlik adı altında hem Kürt hem Türk kadınının düştüğü durum içler acısıdır: aile yapısı dağılmış, ahlak ve iffet ayaklar altına alınmış, cinsellik ön plana çıkarılmıştır. Hal böyleyken, günlerce bir müptezelin sözlerini kınayarak Kürt kadınına sahip çıktığını zannedenlerin, aslında Kürt kadınının gerçek kimliğini yok eden anlayışları görmezden gelmeleri büyük bir çelişkidir.

Ben naçizane sadece soruyorum:

Kürt kadınına gerçekten sahip çıkmak isteyenler, onun iffetini, izzetini ve onurunu yok eden yanlış anlayışları da kınayacaklar mıdır?

Vesselam.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI