Bazı davalar vardır… Yalnızca mahkeme salonlarında görülmez. Sessizliğin içinde, toplumun vicdanında, bir annenin duasında, bir evladın gözlerinde, bir topluluğun kalbinde görülür. Yirmi yıl önce Batman’ın soğuk bir ocak sabahında, hain bir saldırıyla hayattan koparılan Şeyh Süleyman Bağdu’nun davası da işte böyle bir davadır.
2006’da, bir suikastla aramızdan alınan Şeyh Süleyman Bağdu, sadece bir insan değildi; çevresinin, bölgenin, hatta Türkiye’nin dört bir yanına yayılmış bir manevi iklimdi. Kalabalıkları bir araya getiren, dağılmış gönülleri toplayan, insanları bir sofra etrafında kardeş kılan bir rehberdi. Onun sessiz ama tesirli hayatı, bir saldırının ardından sessizliğe gömülmedi; aksine yıllar geçtikçe daha büyük bir çığlığa dönüştü: Adalet çığlığına.
Bugün bu çığlığın öncüsü ise oğlu Şeyh Selman…
Yirmi yıldır sadece bir babayı kaybetmenin acısıyla değil, bir davanın yarım kalmışlığının yüküyle yaşıyor. Her mahkeme günü, bir evladın yeniden yaralanması; her erteleme, toplumun vicdanında yeniden açılan bir kesik demek.
Geçtiğimiz günlerde yüzlerce seven, akrabalar, müridler ve davasına sahip çıkan herkes, yine Batman’da mahkeme salonundaydı. Dualar okundu, kalabalık kenetlendi, umutlar tekrar yeşerdi. Fakat mahkeme bir kez daha sonuçlanmadı. Dava Mart ayına ertelendi.
Yirmi yıl sonra hala ertelenen bir adalet…
Bu ertelemeler, artık salt hukuki bir gecikme değil; bir topluluğun hafızasında ağır bir yük, derin bir kırgınlık anlamına geliyor. Zira Şeyh Süleyman Bağdu’nun davası, bir ailenin dramı olmaktan çıkalı çok oldu. Bu dava artık Batman’ın, bölgenin, Türkiye’nin ve hatta yurtdışına kadar uzanan geniş bir topluluğun meselesidir.
Şeyh Süleyman’ın ardından kurulan sofralar, okunan mevlidler, kilometrelerce uzaktan gelen kalabalıklar, aslında tek bir şey söylüyor:
“Biz unutmadık.”
Ve hiçbir adaletsizlik, unutulmuşlukla aklanmaz.
Her yıl Beşiri’nin o mütevazı Örmegöze Köyünde yapılan anmalarda, türbenin önünde yükselen dualar gökyüzüne karışırken, aslında bir dilek daha fısıldanıyor:
“Ya Rab, adalet yerini bulsun.”
Bu dua sadece ilahi bir talep değil; devletin, yargının, güvenlik güçlerinin, kamu otoritesinin duyması gereken bir çağrıdır.
Çünkü yirmi yıl…
Bir dava için çok değil, fazladır.
Bir evlat için sadece uzun değil, yakıcıdır.
Bir toplum için sadece bekleyiş değil, bir vicdan sınavıdır.
Bugün bu davanın çözülmesi, yalnızca bir suikastın failini cezalandırmak değil; hukuka duyulan güveni tazelemek, toplumsal vicdanı onarmak, bölgede yıllardır süregelen kırılgan hassasiyeti yatıştırmak anlamına gelir.
Şeyh Selman’ın duruşmalarda dimdik duruşu, sabrı, vakarı; aslında bir evladın değil, bir topluluğun onurudur. Her ertelemede hayal kırıklığı yaşansa da o umut hiç bitmedi, bitmeyecek de. Çünkü bu dava, artık kişisel bir dosya olmaktan çıktı; adalete inanan herkesin ortak sorumluluğu haline geldi.
Bugün Batman’ın üzerinden yirmi yıl önce geçen o kurşun, hala havada asılı gibi duruyor. Çünkü adalet tamamlanmadıkça, kurşun da toprağa düşmüş sayılmaz.
Bu topraklarda yüz yıllardır süregelen bir hakikat var:
Adalet gecikirse, acı büyür; adalet gelirse, toplum nefes alır.
Artık bu toplumun nefes almaya ihtiyacı var.
Artık bu aile, bu dava, bu şehir bir karar bekliyor.
Artık mahkeme salonlarında ertelenen değil, tamamlanan bir adalet görmek istiyor.