?>

Gençler ve dış politika

Siracettin Çekin

7 ay önce

Geçtiğimiz hafta Ankara’daydım. Meclis koridorlarından üniversite kampüslerine uzanan temaslarda bulundum. Gençlerle, akademisyenlerle ve bazı eski diplomatlarla uzun uzun sohbet ettik. Özellikle üniversite gençliğinde dikkatimi çeken bir ortak ruh vardı: sorgulayan, düşünen ve ülkesinin yönünü merak eden bir kuşak. Bana defalarca aynı soruyu sordular: “Türkiye’nin yönü ne?”

Ben de siyaset bilimi okumuş, yıllardır siyasetin içinde yer alan biri olarak o sorunun ne kadar derin olduğunu biliyorum. Çünkü o soru aslında bir gelecek arayışının ifadesi. Gençler günü değil, yarını anlamaya çalışıyor. Ve ben, bu bilinçli kuşağın sorularını önemsiyorum.

Türkiye’nin dış politikada zor günlerden geçtiği inkâr edilemez. Günü kurtarmaya odaklanan refleksler, uzun vadeli stratejilerin yerini almış durumda. Devlet aklıyla inşa edilmesi gereken dış politika, artık anlık tepkilerle yürütülüyor. Bu anlayış, hem içeride istikrarsızlık yaratıyor hem de Türkiye’nin uluslararası alandaki güvenilirliğini zedeliyor.

Benim gördüğüm tablo şu: Türkiye, diplomasinin gerektirdiği sabır ve öngörüyü kaybetmiş durumda. Özellikle Orta Doğu politikası, geçmişin ezberleriyle yürütülüyor. İsrail’in bölgedeki agresif planları göz ardı ediliyor. Bu planlar yalnızca Filistin üzerindeki baskıyla sınırlı değil; enerji hatlarından istihbarat ağlarına, Doğu Akdeniz’den Kızıldeniz’e uzanan bir nüfuz alanı kurma çabası var. İsrail, bölgesel krizleri kendi güvenlik stratejisine hizmet edecek biçimde kullanıyor. Bu oyun, Türkiye’nin çıkarlarını da doğrudan tehdit ediyor.

Bir diğer kritik gelişme, İsrail’in Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne silah konuşlandırmasıdır. Bu adım, sadece bir askeri hamle değil, Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi çevreleme stratejisinin açık bir göstergesidir. Bu silahlar, görünürde “savunma amaçlı” gibi gösterilse de, hedefin bölgesel güç dengelerini Türkiye aleyhine değiştirmek olduğu açıktır. Yani mesele yalnızca bir ada meselesi değil, enerji hatlarının, deniz yetki alanlarının ve hava üstünlüğünün yeniden şekillendirilmesidir.

Bütün bu gelişmeler yaşanırken, Türkiye hala yönünü netleştirebilmiş değil. Bir gün Batı’ya sırtımızı dönüyor, ertesi gün NATO’ya “stratejik ortak” vurgusu yapıyoruz. Bu gelgitler, Türkiye’nin hem Batı’da hem Doğu’da güven veren bir aktör olmasını engelliyor. Stratejik kalkanı olmayan bir dış politika, rüzgar nereden eserse oraya savrulur. Bizim ihtiyacımız olan şey yön belirlemek değil, yönü koruyacak iradeyi yeniden inşa etmektir.

Dış politikanın özü, zamanı ve değişimi doğru okumaktır. Ancak Türkiye, zamanın ruhunu yakalayamıyor. Dünya güç dengeleri yeniden kurulurken, diplomasi artık sadece masa başında değil; enerji, teknoloji ve bilgi üretimi üzerinden şekilleniyor. Türkiye’nin bu yeni düzende etkin olabilmesi için, refleks değil, strateji üretmesi gerekiyor.

Ben sahada gördüğüm tabloya dayanarak şunu söyleyebilirim: Türkiye, hala gücünü arayan bir ülke. Ancak o gücü bulmak, günü değil, yüzyılı planlamaktan geçiyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI