?>

Bu ülkede sorun cehalet değil, konfor

Siracettin Çekin

2 ay önce

Bir toplumun gerçeğini anlamak için en çok konuşulan şeye değil, en az dokunulan şeye bakmak gerekir. Türkiye’de yıllardır “cehalet” kelimesi üzerinden bir teşhis konuluyor. Oysa bu, meseleyi basitleştiren bir kaçıştır. Çünkü bu toplumda asıl problem bilgi eksikliği değil, bilginin gerektirdiği sorumluluktan kaçma isteğidir. Bunun adı da cehalet değil, konfordur.

İnsan çoğu zaman gerçeği bilmez değil; gerçeğin sonuçlarına katlanmak istemez. Bu yüzden sorunları görmekle kalır, onlarla yaşamayı öğrenir. Eleştirir ama değiştirmez, rahatsız olur ama yerini terk etmez. Çünkü konfor, insanın zihinsel sınırlarını genişletmez; tam tersine daraltır. Bir süre sonra kişi, yanlışın içinde doğru yaşam kurmaya başlar ki en kötüsü de budur!

Burada kritik bir ayrım var: Cehalet öğrenerek kırılır, fakat konfor ancak kaybedilerek kırılır. İnsan bulunduğu düzen içinde küçük bir fayda elde ediyorsa, büyük bir yanlışın parçası olmayı bile tolere eder. Bu yüzden toplumlar bilgiyle değil, bedelle değişir. Bedel ödenmeyen hiçbir hakikat, davranışa dönüşmez.

Tarih bize şunu açıkça gösterir: İlerlemeyi başlatanlar her zaman huzursuz insanlardır. Osmanlı İmparatorluğu gibi büyük yapıların yükseliş dönemlerinde bile değişimi tetikleyen şey, mevcut düzeni yeterli görmeyen iradeydi. Jean-Jacques Rousseau’nun toplum sözleşmesi fikrinde de aynı damar vardır: İnsan, mevcut düzeni sorgulamadıkça yeni bir toplumsal yapı doğmaz. Yani ilerleme, memnuniyetten değil, rahatsızlıktan doğar.

Bugün ise tam tersi bir tabloyla karşı karşıyayız. İnsanlar gerçeği görmekten çok, o gerçekle yüzleşmemeyi seçiyor. Çünkü yüzleşmek, konforu bozar. Bu yüzden herkes sistemden şikayet ediyor ama sistemin içinde kalmaya devam ediyor. Herkes değişim istiyor ama değişimin gerektirdiği bedelden kaçıyor. Böyle bir düzende eleştiri artar ama dönüşüm gerçekleşmez.

Bu noktada mesele artık bireysel ahlak meselesi olmaktan çıkıp toplumsal bir karaktere dönüşür. Çünkü konfor sadece bir yaşam tarzı değil, bir alışkanlığa dönüşür. Ve alışkanlıklar, fikirlerden daha güçlüdür. İnsan doğruyu bildiği halde yanlışta kalabiliyorsa, sorun bilgi değil iradedir. İşte en sert kırılma da burada başlar.

Sonuç nettir: Bu ülkenin problemi ne sadece eğitimdir ne de sadece ekonomik şartlar. Asıl mesele, insanların bildiği doğruların bedelini ödemek istememesidir. Ve bu değişmediği sürece, hiçbir reform tek başına sonuç vermez. Çünkü konfor kırılmadıkça, gerçek yerini bulmaz.

YAZARIN DİĞER YAZILARI