Türkiye yeniden kritik bir eşiğe geldi. Aslında bunu yazmayı ya da söylemeyi bile istemiyorum; çünkü bildim bileli hep kritik bir eşikteyiz. Ama bu eşik gerçekten farklı. Daha önce karşılaştığımız krizler, geçici dalgalanmalar ya da döneme özgü zorluklardı. Şimdi ise hem içeride hem dışarıda köklü değişimlerin, belki de önümüzdeki yıllarda belirleyici olacak bir jeopolitik kırılmanın eşiğindeyiz. Her adımın, her hamlenin önemi bir kat daha arttı. Bu yüzden bu eşik gerçekten çok önemli. İmralı’ya yapılan son ziyaret de, bu bağlamda, sadece bir rutin görüşme değil; Türkiye’nin geleceğine dair sessiz ama hayati bir test niteliği taşıyor.
Öncelikle belirtelim: Bu ziyaret klasik bir “çözüm süreci” değil. 2013–2015’in heyecanlı atmosferi geri dönmüyor. Artık Türkiye, Suriye’nin kuzeyindeki yapı, Irak’ın kuzeyindeki değişen dengeler ve ABD ile Rusya’nın bölgedeki hamleleri karşısında daha dikkatli adımlar atmak zorunda. Ortada bir barış romantizmi yok; bu, daha geniş bir güvenlik planının sessiz ama kritik bir adımı.
Peki, neden tam şimdi? Bölge, 2028–2030’a uzanan riskli bir döneme giriyor. Ben uzun zamandır bu yıllarda büyük bir bölgesel çatışma ihtimali gördüğümü söylüyorum. Bu bir tahmin değil; bölgenin gidişatını doğru okumanın sonucudur. İran–İsrail gerilimi, ABD’nin pozisyon değişiklikleri ve Rusya’nın Suriye’deki düzen arayışı, Türkiye’yi içeride de güçlü bir hazırlık yapmaya mecbur bırakıyor. Devlet, PKK’nin dağ yapılanmasından Suriye uzantılarına kadar uzanan zinciri kırmak için hem sahada operasyonlarını sürdürüyor hem de örgütün iç dengelerini masada değerlendiriyor. İmralı ziyareti de bu çerçevede, örgüte bölgedeki yeni gerçekliği anlatma ve Ankara’nın stratejisini test etme amacı taşıyor.
Ziyaretin sonuçlarına bakarsak, Türkiye artık tek taraflı iyimserliğe değil, karşılıklı ve somut güvenlik adımlarına odaklanıyor. PKK’nin Suriye’deki varlığı hala kırmızı çizgi. Örgütün Irak sahasında zayıflaması ve Kandil’e yönelik baskılar Ankara’ya yeni bir alan açtı. Devlet hem sahada kararlılığını koruyor hem de örgütün merkezinde kırılma yaratacak adımları değerlendiriyor. Mücadele sürüyor ama iletişim kanalları da akıllıca kullanılıyor.
İç politikaya yansıması da önemli. Türkiye’de kamuoyu artık “duygusal barış”tan çok, güvenli bir normalleşme istiyor. Bu nedenle Ankara süreci “terörle mücadelede yeni bir faz” olarak tanımlıyor. Devlet Bahçeli’nin temsil ettiği milliyetçi damar da tablonun merkezinde yer alıyor. Devlet aklı süreci yönetirken milliyetçi kamuoyunu dışlamıyor, aksine sürecin meşruiyetini bu duruşla güçlendiriyor.
Sonuç olarak, İmralı ziyareti Türkiye’nin yeni bir masa kurduğunu değil; bölgedeki olası fırtınaya karşı hazırlık yaptığını gösteriyor. Devlet, içerideki güvenlik risklerini azaltmayı ve dışarıdaki kırılmalara karşı sağlam bir zemin oluşturmayı hedefliyor. Benim 2028–2030 için öngördüğüm olası bölgesel savaş ihtimali, Ankara’nın bu adımlarını daha anlamlı kılıyor. Türkiye, bu kez duyguların değil, zamanı doğru okuyan devlet aklının yolundan ilerliyor. Bu ziyaret de tam olarak bu yeni dönemin işaret fişeği niteliğinde.