?>

Sessiz çoğunluk ve 24 saat

Siracettin Çekin

8 ay önce

Siyaset bilimi literatüründe sıkça tekrarlanan bir gerçek vardır: Siyaset, belirsizlikler üzerine kurulu bir oyundur ve en küçük değişken, büyük sonuçlar doğurabilir. Bu yüzden “siyasette 24 saat çok uzun bir zamandır” denir. Zira bir gün içerisinde ortaya çıkan bir kriz, verilen ani bir karar ya da toplumun nabzındaki küçük bir değişim, dengeleri altüst edebilir. Bu hızlı akışın karşısında ise ağır adımlarla ama derin birikimle hareket eden bir güç vardır: Sessiz çoğunluk.

Sessiz çoğunluk, toplumsal hayatın görünmeyen omurgasıdır. Onlar, siyasi arenada bağıran değil; sabreden, gözlemleyen ve zamanı geldiğinde kararını açıklayanlardır. Sandığa gittiklerinde ne sosyal medyanın etkisine boyun eğerler ne de gürültülü sloganların cazibesine kapılırlar. Onların tercihi; mutfaktaki tencerenin kaynamasına, çocuğunun geleceğine ve adaletin toplumda hissedilip hissedilmediğine bağlıdır. Bu yüzden sessiz çoğunluğun bir hareketi, siyasetin en güçlü aktörlerinden daha belirleyici olabilir.

Siyasetçiler çoğu zaman bu çoğunluğu kendi tarafına çekmek için keskin söylemler üretir. Oysa sessiz çoğunluğun dili, sloganlarla değil, hayatın gerçekleriyle şekillenir. Bir iktidarın ne kadar güçlü olduğu, meydanlardaki kalabalıktan ziyade market raflarındaki fiyatlarla, adalet arayan bir vatandaşın gördüğü muameleyle ölçülür. Bugün verilen bir sözün ertesi gün boşa çıkması, işte o “24 saat” kavramını gerçek kılar. Çünkü güven, siyasette en çabuk yıkılan ama yeniden inşa edilmesi en zor olan değerdir.

Tarihsel örnekler bu gerçeği teyit eder. Fransız Devrimi’nde, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında ya da 2002 seçimlerinde sessiz çoğunluk sahneye çıkmıştır. Sokaklarda en çok bağıranlar değil, evlerinde sessizce bekleyenler belirleyici olmuştur. Siyasetin kırılganlığı tam da burada gizlidir: Sessiz çoğunluğun sabrı bir gün tükenirse, en sağlam görünen yapı bile kısa sürede sarsılabilir.

Bu çoğunluğun bir başka özelliği de zamana hükmetmesidir. Acele etmezler, ölçerler, tartarlar. Siyasette 24 saatin uzun olmasının nedeni, işte bu bekleyişin yarattığı belirsizliktir. Bugün küçük bir adım, ertesi gün büyük bir dalgaya dönüşebilir. Sessiz çoğunluğun iradesi, siyasetin hızla değişen gündemini kökten değiştirecek bir güce sahiptir.

Türkiye’nin bugünkü toplumsal iklimi de aynı tabloyu göstermektedir. İnsanlar artık siyasetçilerin tartışmalarına değil, cebindeki paraya, pazarın fiyatlarına ve çocuklarının geleceğine bakıyor. Onların sessizliği bir kayıtsızlık değil; derin bir gözlemdir. Benim kanaatimce bu gözlem biriktiğinde, güçlü bir tercihe dönüşecek ve siyasetin kaderini belirleyecektir. İşte o an, 24 saatlik bir süre, bir milletin yönünü değiştirecek kadar uzun olabilir.

Sonuç olarak, siyasetin hızlı değişkenliği ile sessiz çoğunluğun sabırlı gözlemleri arasında ince bir denge vardır. Asıl mesele, bu dengeyi okuyabilmektir. Belki de bugün sorulması gereken soru şudur: Sessiz çoğunluk gerçekten sessiz mi, yoksa sadece tarihsel bir dönüm noktasında doğru zamanı mı bekliyor?

YAZARIN DİĞER YAZILARI